26 Şubat 1992 gecesi, Kafkasya’nın sert kış soğuğu yalnızca toprağı değil, insanlığın vicdanını da dondurdu. Dağlık Karabağ savaşı, Sovyetler Birliği’nin çözülme süreciyle birlikte yıllarca bastırılmış etnik ve siyasi meselelerin su yüzüne çıkmasının ardından 1991–1994 yılları arasında açık bir çatışmaya dönüşmüştü. Bölge üzerindeki egemenlik tartışması kısa sürede karşılıklı askeri operasyonlara, kuşatmalara ve sivil yerleşim alanlarının da hedef hâline geldiği şiddetli çatışmalara sahne oldu. Bu süreçte stratejik önemi nedeniyle Hocalı askerî açıdan kritik bir nokta olarak öne çıktı. Bölgede bulunan havaalanı ulaşım ve lojistik bakımından büyük önem taşıyordu. Ancak savaşın stratejik hesapları yapılırken, o şehirde yaşayan sivillerin kırılganlığı çoğu zaman ikinci planda kaldı. Oysa tarih defalarca göstermiştir ki savaşların en ağır bedelini askerler değil, savunmasız siviller öder. 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece yaşananlar da bunun acı bir örneğidir. Azerbaycan’ın resmî verilerine göre 613 sivil hayatını kaybetti. Bunların arasında çok sayıda kadın, çocuk ve yaşlı bulunuyordu. Yüzlerce kişi yaralandı, esir alındı ya da kayboldu. Çatışma hattından uzaklaşmaya çalışan insanların karla kaplı arazide donarak yaşamını yitirdiği, ailelerin parçalandığı, çocukların anne-babalarını kaybettiği dramatik sahneler hafızalara kazındı. Hocalı, birkaç saat içinde bölgesel bir çatışmanın ötesinde, bir milletin hafızasında silinmez bir yara hâline geldi.
Kafkasya coğrafyası tarih boyunca imparatorlukların, güç mücadelelerinin ve kimlik çatışmalarının sahnesi oldu. Fakat hangi siyasi gerekçe öne sürülürse sürülsün, sivillerin hedef olduğu her olay insanlık adına bir utançtır. Hocalı da bu utanç sayfalarından biridir. Bugün Hocalı yalnızca bir yer adı değildir; o bir hafızadır, bir kayıptır, bir adalet arayışıdır. Her 26 Şubat’ta yapılan anma törenleri sadece geçmişi hatırlamak için değil, benzer acıların bir daha yaşanmaması için yükselen bir vicdan çağrısıdır.
Hocalı, bu yönüyle sadece Azerbaycan’ın değil, bütün Türk milletinin yüreğinde açılmış bir yaradır. Ortak hafıza ve ortak acıyla şekillenir. Hocalı’da kaybedilen her can, Türk kimliğinin tarihsel hafızasında bir iz bırakmıştır. Bugün Hocalı’yı anmak yalnızca bir yas tutma eylemi değildir. Aynı zamanda Türk dünyasının ortak hafızasına sahip çıkma ve benzer trajedilerin bir daha yaşanmaması için barış ve adalet talebini diri tutma iradesidir. Zira mesele yalnızca geçmişi hatırlamak değil, geçmişten ders çıkarabilmektir.
Hocalı’nın donmuş çığlığı bize şunu hatırlatmaktadır: Adalet olmadan barış olmaz; hafıza olmadan gelecek kurulmaz.
Bir Milletin Yüreğinde Sızlayan Gecede hayatını kaybeden tüm şehitleri rahmetle anıyoruz. Masumiyetleriyle tarihe kazınan o çocuklara, o annelere, o yaşlılara Allah’tan rahmet; yakınlarına sabır diliyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Unutmadık, unutturmayacağız…












Suna Hocamıza teşekkürler güzel bir yazı kaleme almış ancak eksik noktaları var.Hocalı’daki insani dram ustalıkla işlenmiş olsa da, katliamın arkasındaki "Rus desteği ve ABD,AB, Batı sessizliği" gibi jeopolitik aktörlerin rolü eksik bırakılmıştır. Dönemin faillerine lojistik ve siyasi kalkan o*** güçlerin, bugün Azerbaycan’ın en önemli stratejik ortakları haline gelmiş olması, tarihin en ironik ve trajik kırılmalarından biridir. Bu durum, uluslararası ilişkilerde "ebedi dostlukların değil, değişken çıkarların" hüküm sürdüğünü ve adaletin maalesef konjonktüre göre şekillendiğini acı bir şekilde kanıtlamaktadır. Azerbaycan kardeş can Azerbaycan diyoruz ama gel gelelim o ise itrail İsrail terör devleti ile can ciğer dost. Ve aynı can Azerbaycan kardeş ülke hâlâ KKTC tanımadı tanımıyor o tanımayınca diğer Türk Devletleri de tanımıyor. Sahi biz Türk Devletleri cidden bağımsız mıyız? Yoksa herşey illüzyon mu?