Her yıl Muharrem ayında Kerbela yeniden hatırlanır. Gözyaşları dökülür, mersiyeler okunur, anma programları düzenlenir. Şüphesiz bunların her biri, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri olan Kerbela’yı unutturmamak adına kıymetlidir. Ancak asıl soru şudur: Biz Kerbela’yı gerçekten anlıyor muyuz, yoksa sadece anıyor muyuz?
Kerbela’yı büyük yapan yalnızca yaşanan acı değildir. Tarihte nice acılar yaşanmış, nice masum canlar zulmün kurbanı olmuştur. Kerbela’yı farklı kılan, Hz. Hüseyin’in sergilediği eşsiz karakter, sarsılmaz irade ve adalet uğruna gösterdiği cesarettir. O, canını kurtarmak için ilkelerinden vazgeçmeyi reddeden bir dava adamıdır. Gücün karşısında eğilmeyen, sayıca az olmasına rağmen hak bildiği yoldan dönmeyen bir şahsiyettir. Hz. Hüseyin’in hayat felsefesi makam, servet veya iktidar üzerine kurulu değildi. Onun mücadelesinin merkezinde adalet vardı. Haksızlık karşısında susmanın zulme ortak olmak anlamına geldiğini biliyordu. Bu yüzden karşısındaki gücün büyüklüğüne değil, savunduğu davanın haklılığına baktı. Kerbela’da bedenler yenilmiş olabilir, fakat vicdanlar ve değerler kazanmıştır. Çünkü Hz. Hüseyin, canından vazgeçmiş ama inancından ve doğrularından vazgeçmemiştir. Bugün Hz. Hüseyin’i anmak isteyenlerin öncelikle onun cesaretini anlaması gerekir. O cesaret ki ölümün gölgesinde bile geri adım atmamıştır. O yürek ki ailesini, sevdiklerini ve kendi canını hakikat uğruna feda etmeyi göze almıştır. Tarihte pek çok insan yaşamıştır ancak çok azı ölümü göze alacak kadar davasına bağlı kalabilmiştir. İşte Hz. Hüseyin’i asırlardır yaşatan da budur. Kerbela bize yalnızca bir matem değil, aynı zamanda bir ahlak dersi bırakmıştır. Adaletin yanında olmak kolayken değil, zor olduğunda anlam kazanır. Zulme karşı çıkmak, bedel gerektirdiğinde değer taşır. Hz. Hüseyin’in mirası da tam olarak budur. Hakkın yanında durmak, güçlüden değil haklıdan yana olmak ve bunun bedelini ödemeyi göze alabilmek.
Bu nedenle Kerbela anma programları elbette yapılmalıdır. Yeni nesiller bu büyük hadiseden haberdar olmalıdır. Ancak anmaların amacı yalnızca duygulanmak olmamalıdır. Asıl mesele, Hz. Hüseyin’in temsil ettiği değerleri hayatımıza taşıyabilmektir. Eğer adaletsizlik karşısında sessiz kalıyorsak, haksızlığa göz yumuyorsak, çıkarlarımız uğruna doğruları terk ediyorsak, Kerbela’yı ne kadar anarsak analım, Hüseyin’i anlamış sayılmayız. Çünkü Hz. Hüseyin’in davası, sadece geçmişte yaşanmış bir olay değildir. O dava bugün de yaşamaktadır. Her dönemde hak ile batılın, adalet ile zulmün, vicdan ile çıkarın mücadelesi sürmektedir. Kerbela’nın mesajı da tam burada anlam kazanmaktadır. Bu yüzden mesele yalnızca Hz. Hüseyin’in şehadetine ağlamak değildir. Asıl mesele, onun uğruna can verdiği değerlere sahip çıkabilmektir. Zira zulmün karşısında durmayan, haksızlığa sessiz kalan, menfaat uğruna adaleti terk eden bir insanın döktüğü gözyaşı, Kerbela’nın ruhunu anlamaya yetmez. Hz. Hüseyin’i sevmek, onun gibi yaşamaya çalışmakla mümkündür.
Unutulmamalıdır ki Kerbela'nın mirası gözyaşı değil, cesarettir. Matem değil, adalettir. Ağıt değil, haksızlık karşısında eğilmeyen bir duruştur. Hz. Hüseyin'e yakınlık, dildeki sevgiden veya gözdeki yaştan değil, zulüm karşısındaki tavırdan anlaşılır. Çünkü bugün de asıl mesele, Hüseyin'i sevdiğimizi söylemek değil onun uğruna can verdiği hakikatin yanında yer alabilmektir. Aksi hâlde zulmün düzeninden beslenip Hüseyin'e ağıt yakmanın, adaletsizliğe sessiz kalıp Kerbela'ya gözyaşı dökmenin hiçbir anlamı yoktur.











