1932-1933 yıllan arasında Ankara’da ABD büyükelçisi olarak görev yapan General Charles H. Sherrill, “Bir Elçiden Gazi Mustafa Kemal” ismiyle Türkçeye tercüme edilen eseri yazmıştır. Kitapta, Atatürk’ün kişilik yapısı, Kurtuluş Savaşı, inkılâplar, cumhuriyetin ilanı, Lozan Barış Konferansı, o dönemin Ankara ve İstanbul şehirleri ile Türk milletinin özellikleri anlatılmıştır. General Sherrill, Türk milletinin önemli başarılarını “doğudan batıya doğru” hareket ederek elde ettiğini söylemektedir. Kurtuluş Mücadelesinin de bu şekilde kazanıldığını ifade ediyor. Atatürk'ün kişilik yapısı ile ilgili olarak iki unsuru öne çıkarmıştır: Birincisi olayları belge, kroki ve çizelgelerle anlatması; ikincisi ise muhatapları ile Türkçe konuşmasıdır. Kitabında, bu görüşmeler esnasında Atatürk’ün kendi eliyle çizdiği krokilere de yer vermiştir (Sherill, 177,179,181,183). Resmiyet ilişkisi dışında Atatürk’le kaç sefer görüştüğünü belirtilmemiştir. Fakat “Bu biyografi için Mustafa Kemal’le pek çok görüşmelerim olmuştur. Bu görüşmelerimin hiçbirisi iki saatten az sürmemiştir” (a.g.e:10) diyerek, görüşmelerin birden fazla yapılmış olduğunu belirtmiştir. Görevi süresince Türk İstiklal savaşı, İnkılâplar ve bunların uygulayıcısı Atatürk’e hayranlığının bir sonucu olarak, kitap yazma gereği duyduğunu da ifade etmiştir. Kitabında İstanbul ve Ankara ile ilgili bilgiler de bulunmaktadır. Sherrill, asıl amacmın, Türkiye’nin herhangi bir şehrini veya şehirlerini değil, Türk milletini kendi şahsında temsil eden, Ankara’yı İstanbul’a tercihle hükümet merkezini Ankara’ya taşıyan büyük insanın kişiliğini anlatmak olduğunu söyler (a.g.e:26). Ancak bunu yaparken binlerce yıldan beri başkent olmuş İstanbul ve onun güzelliklerini, yeni başkent olan Ankara’nın özelliklerini anlatmak durumunda kalmıştır. Anadolu’nun ortasında yüksek bir yaylaya taşınması, gerçekten dikkate değer bir olaydı. Bu yeni başkentte hükümetler hiçbir tehdit altında kalmadan, memleket meselelerini sakin bir şekilde gözden geçirebilir, ülkenin beklediği refah ve kalkınmanın şartlarını çok daha rahat bir şekilde hazırlayabilirlerdi. İmparatorluğun hükümet merkezinin, sinirlendirici nüfuzundan ve boğazda demir atmış yabancı donanmaların devamlı tehdidinden kurtulmuş Türklerin, bir defa daha Asya’yı süpürerek Akdeniz’e ulaşması, onları
özledikleri amaca götüreceklerini belirtiyordu. Mustafa Kemal bu düşüncelerle hükümet merkezini Kuzey-Güney ile Doğu-Batı kervan yollanın kesiştiği noktaya, tarihi Ankara’ya taşımaya karar vermiştir (a.g.e: 106).
Birinci Dünya savaşı bitmiş, Osmanlı İmparatorluğu bu savaşta yenik ve perişan bir vaziyete düşmüştür. Sevr Antlaşmasıyla karşı karşıya kalmış ve Enver Paşa Almanya’ya kaçmıştır. Bu durumda iken bile Enver Paşa’nın yerine geçenler, iç çekişmelerle Mustafa Kemal’i İstanbul’dan, saray çevresinden uzaklaştırma çarelerini araştırıyorlar. Onlara göre, “Bu aşırı ateşli vatanperverlik, aşırı Türklük kudretini bitirip tüketmek üzere, başka bir yere, siyasi nüfuz merkezinden uzaklara göndermek lazımdır. Siyasi nüfuz merkezi İstanbul’dan uzak olsun da, neresi olursa olsundu...” (a.g e:83). Bu yer Doğu illeri olabilirdi ve onu dağınık bulunan Doğu illerine, istediği yetkilerle gönderiyorlar. Erzurum ve Sivas mıntıkaları kumandanlığından başka Diyarbakır, Ankara ve Konya’da bulunan ordulara Kumanda etmek yetkisini isteyince, karşısındakiler sevinmiş. Bütün diğer yetkileri böylece kendisinde tespit ve düzenledikten sonra Mustafa Kemal görünürde pek de cazip olmayan bu uzak görevi kabul etmiştir. Sherrill’e göre derin görüşü, uzaklarda kalmış bu kumandanlığın, kendi harika kudret ve faaliyeti için mükemmel fırsat doğurmuştur. Harbiye Reisliği (Genel Kurmay Başkanlığı) ile açık bir şekilde anlaşmış, tanıdığı ve emin olduğu Fevzi Paşa (Çakmak), Kazım Karabekir Paşa ve İsmet İnönü ile iletişim sağlamak üzere aralarında özel bir şifre oluşturmuşlar (a.g.e:84). Saray çevresinin maksadı Mustafa Kemal den kurtulmaktı. Mustafa Kemal’i, yurt topraklarının müsaade ettiği kadar doğuya gönderiyorlardı. Aslında bu durum, onun kendi özündeki düşüncesine uygundu. Asırlardan beri her Türk’ün içinde doğan ve büyüyen bir şeydi. Türkler Asya’nın ortasındaki yüksek Altay yaylasından kalkarak, büyüye büyüye Batıya doğru yürümüşlerdi. Doğudan Batıya yürüdükleri zaman en başarılı sonucu almışlardır (a.g.e.85). Şimdi bu fırsat Mustafa Kemal’e geçmişti. Fırsat çıkar çıkmaz bu fırsatı değerlendirmiştir.
Enver Paşa ve çevresi, sonradan kendilerinin de önemini anladıkları bu büyük fırsatı Mustafa Kemal’e niçin vermişlerdi? Bu soruyu bizzat Atatürk’e yönelttiğini belirten Sherrill, “çünkü onlar da ne yaptıklarını bilmiyorlardı...” cevabını almıştır (a.g.e:87). Sherrill’e göre saray grubu Atatürk’ü İstanbul’dan uzaklaştırmakla üç önemli kazanım düşünülmüştü fakat öyle olmadı (a.g.e:85-86) çünkü:
1-Mustafa Kemal’in değer ve kıymetini gereği gibi takdir edememişlerdi.
2-Samsun’da bir Rum Pontus devletinin kurulması için hazırladıkları plana Mustafa Kemal’in karşı çıkmayacağını sanmışlardı.
3-Türk milletini asırlardan beri (Doğudan) “Batıya doğru” çeken dış isteği unutmuşlardı.
Mustafa Kemal, cesareti kırılmış bir millete liderlik edebilmek için, büyük döküntülerin arasından bir kartal gibi yükseldiği zaman, ihtişamlı bir ileri görüşle yapılacak işin “Türkleri yeni baştan Türkleştirmek” (a.g.e:213) olduğunu belirtiyordu. Böylece, Türk milletinin yeni baştan, yüzlerce yıllık tarihindeki büyük zaferlerin kazanıldığı zamanlarda olduğu gibi, Türk kardeşliği haline gelebilmesini sağlamak gerektiğine işaret etmiştir. Türklerin asırlar boyunca Doğudan Batıya doğru ilerledikleri zaman en mükemmel savaşları yapmış olduklarını tekrarlayan Sherrill, Mustafa Kemal’in de bu kaideyi bozmadığını belirtmektedir. Erzurum, Sivas kongreleri, Ankara’daki çok canlı ve sürekli siyasi faaliyet, sonra da yeni bir çağın açılmasını hazırlayan Sakarya ve Dumlupınar Muharebeleri, Eskişehir mıntıkasına ilerleyiş ve nihayet muzaffer Türk ordularının İzmir’e girişi... Bütün bu olaylar, Türklerin Batıya doğru
ilerleyişlerinden merhalelerdir (Sherrill:87). Devam edecektir.











