SELÇUKLU’DAN OSMANLI’YA, OSMANLI’DAN CUMHİRİYET’E TÜRK YÜKSEKÖĞRETİM SİSTEMİ: ÜNİVERSİTELER
Prof. Dr. Kazım YILDIRIM
Türk eğitim sisteminde üniversiteler, yüksek düzeyde eğitim öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksekokul ve benzeri birim ve bölümlerden oluşan, bilimsel özerkliği ve kamu tüzelkişiliği bulunan öğretim kurumlarıdır. Üniversite, diğer adıyla yükseköğretim kurumları, en üst seviyede eğitim verilen, araştırma yapılan ve bilgi üretilen yerlerdir. Genel anlamda araştırma yapmak, yeni bilgi ve teknolojilerin gelişmesine öncülük etmek ve ürettikleri bilgileri eğitim öğretim alanına taşımak gibi iki önemli görev üstlenirler. Araştırma alanları çoğunlukla fen bilimleri, sağlık bilimleri, sosyal ve beşerî bilimlerdir. Teknolojik gelişmelerin merkezinde de üniversiteler bulunmaktadır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Yükseköğretimin yapıldığı eğitim kurumlarının genel adı MEDRESE olmuştur. Bu isim İslam dünyasının genelinde kullanılmıştır.
İslamiyet’in Türkler arasında yayılmasıyla birlikte ilk medreselerin açılması gerçekleşmiş, Gazneliler dönemi (963-1186)’nde medreselere ilave yeni medreseler inşa edilmiştir. Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasıyla birlikte Türkler İslam dünyasının siyasal, sosyal, kültürel ve eğitim alanlarında liderliğini üstlenmeye başlamışlardır. Büyük Selçuklu Devletine bu vizyonu kazandıran önemli etkenlerden biri siyasal olarak güçlü olması, diğeri de oluşturduğu eğitim vizyonu ve bu vizyona uygun olarak kurdukları Nizamiye Medreseleridir. Bu eğitim kurumları kendilerinden sonra İslam dünyasının eğitim sistemini derinden etkilemiş, dünya eğitim sistemine kökleşmiş uygulamaları miras bırakmıştır.
Sultan Alparslan (1029-1072)’ın döneminde veziri Nizâmülmülk kendi adını taşıyan medreselerin kuruluşunu sağlamıştır. Bu kuruluş için şüphesiz ki Sultan Alparslan’dan izin almıştır. Sultan Alparslan ve Sultan Melikşah (1055-1092) zamanında Irak, İran, Horasan, Mâverâünnehir, Suriye ve Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde medreseler kurulmuştur. Bunların bir kısmı Nizamülmülk’ün ölümünden sonra açılmıştır. Genel olarak Bağdat Nizamiye Medresesi örnek alınmış ve hepsi Nizamiye Medresesi (1065-1067) adıyla tarihe geçmiştir. Batı’da modern anlamda ilk üniversite 1088 yılında kurulmuş olan Bologna Üniversitesi olduğuna göre Nizamiye Medresesi ondan önce kurulmuştur. Bu anlamda Batıdaki üniversitelere de örnek olduğu iddia edilebilir. Nitekim Tarihçi Yılmaz Öztuna’ya göre dünyanın ilk üniversiteleri Nizamiye Medreseleridir. Ayrıca İbn Hallikân (II, 129); Sübkî (V, 314) ve Süyûtî (II, 255-256) gibi bazı tarihçiler de Nizamiye medreselerinin İslâm tarihinde ilk medreseler olduğunu belirtmişlerdir. Batı ile mukayese edilince de dünyada ilk yükseköğretim kurumlarının Nizamiye Medreseleri olduğu anlaşılmaktadır.
Batı’da modern anlamda ilk üniversite belirtildiği gibi 1088 yılında kurulmuş olan Bologna Üniversitesi’dir. Bunu 1160 yılında kurulan Paris Üniversitesi ve 1167 yılında kurulan Oxford Üniversitesi izlemiştir. Bu üç üniversite, yaklaşık olarak aynı dönemlerde şekillenen Montpellier, Padua, Orleans ve Cambridge Üniversiteleri ile halen faaliyetini sürdüren en eski yedi üniversitelerdir. Avrupa’da üniversitenin önemi kavranmış ve üniversiteler özellikle İtalya, Fransa ve İspanya’da kısa sürede hızla yayılmıştır. 14. yüzyılın ortalarına kadar, Oxford ve Cambridge dışındaki üniversitelerin büyük bir kısmı İtalya, İspanya ve Fransa’daydı. Bu bölgeler dışında kurulan ilk üniversiteler, Prag (1347) ve Krakow (1364) üniversiteleridir. Bu yayılma 14. yüzyıl sonları ile 15. yüzyıl başlarında hızlanmış ve yeni üniversitelerin açılmasıyla
15. yüzyılda Avrupa’da üniversite sayısı hızla yükselmiştir. Bu dönemde Avrupa’nın tüm önemli şehirlerine dağılmış bulunan üniversitelerin başlıcaları Venedik (1204), Padua (1220), Toulouse (1229), Salamanca (1229), Sorbonne (1252), Prag (1348), Heidelberg (1386), Erlurt (1392), St. Andrews (1410), Triene (1454) dir. Bu üniversiteler günümüze kadar geçen yüzlerce yıllık süreç içerisinde türlü değişikliklere uğrayarak ve yer yer verilen büyük mücadeleler sonucunda şekillenmiştir.
Büyük Selçuklular (1037-1157) zamanında kurulan ve kurucusu vezir Nizamülmülk adıyla anılan medreselerin merkezi ve en büyüğü, Bağdat'taki Nizamiye Medresesidir. Ayrıca Amul, Basra, Belh, Herat, İsfahan, Musul ve Nişabur'da benzerleri kurulmuştur. Ücretsiz eğitim sunan Orta çağ dünyasının en büyük üniversitesi hiç şüphesiz NİZAMİYE MEDRESELERİDİR. Dayanışma sağlanmasında, toplumda ortak düşünce ve amaçların güçlenmesinde, devlet görevlisi yetiştirilmesinde önemli katkıları olmuştur. Nizamiye medreseleri Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı medreseleri ve diğer birçok İslâm ülkesi medreselerine örnek olmuştur. Medreseler, Osmanlı Döneminde fizikî şartları, mimari özellikleri, programları ve temsil ettiği zihniyetle önemli gelişmeler sağlamışlardır. Bu dönemde ilkokul, orta, lise ve yüksekokul (üniversite) medrese adıyla anılmıştır.
Batılı Eğitim Sitemine Yönelişler
Osmanlı döneminde askeri alanda başlayıp, tıp alanında devam eden yükseköğretimdeki yenileşmeler, Darülfünunun açılmasıyla devam etmiştir. Böylece Medreseden Darülfünuna geçiş yapılmıştır. Darülfünun Avrupa tarzı üniversitenin/yükseköğretimin ilk adımdır. 1846 yılında Muvakkat Maarif Meclisi (Geçici Eğitim Meclisi, Kurulu) tarafından Darülfünunun (Üniversitenin) İstanbul’da kurulmasına (İstanbul Üniversitesi) karar verilmiş, fakat çeşitli aksaklıklarla ancak 1863 yılında açılabilmiştir. Batı tarzında ilk üniversitenin (Darülfünun) açılışı ile ilgili tarihler konusunda 1863, 1869, 1870 yılını temel alan görüşler vardır. Ekim 1919 Nizamnamesi ile ve Ziya Gökalp’ın etkisiyle “ilmi muhtariyet”e kavuşan Darülfünuna 1924 yılında da “tüzel kişilik” kazandırılmıştır. Bu gelişmelere rağmen Batı tarzı ilk yükseköğretim kurumu 1773 yılında kurulan ve kısa süre sonra faaliyete geçen Mühendishane-i Berr-i Hümayun ile günümüzdeki İstanbul Teknik Üniversitesinin kökenini oluşturan Mühendishane-i Bahr-i Hümayun olmuştur. Sonraları kurulan Tıbbiye (1827) ve Harbiye (1834), Batı türü yükseköğretim kurumlarının ilk örnekleri sayılmaktadır.
Böylece Yükseköğretimde Osmanlıdan Cumhuriyet dönemine intikal Batı türü değişimler 1700’lü yıllardan itibaren başlamış olduğunu görmekteyiz. Bu değişimler zamanla devletin yapısını ve siyasi gelişmeleri de etkilemiş; kelime anlamı “düzenlemeler-reformlar” ( the Ottoman Reform) olan Tanzimat döneminin (1839-1876) başlamasına yol açmıştır. Tanzimat döneminin 1876’da Abdülhamit (1842-1918)’in tahta çıkmasıyla sona erdiği belirtilse de genel anlamda eğitim dâhil kurumlardaki reformlar, 1922'de Osmanlı Devleti'nin sona ermesine kadar sürmüştür. Eğitimdeki reformlarda askeri ve sağlık okullarına öncülük verildiği; sağlıklı ve güçlü savunma sisteminin yanında sağlıklı toplumun oluşmasını da hedefleyen bir anlayışın hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Bu amaçla 1734 yılına kadar uzanan Hendese hane/hendeshane (askerî mühendislik mektebi: “Hendesehâne-i Bahrî, Hendesehâne-i Berrî Humayun”) okullarının yanında; 1835 tarihinde subay yetiştirmek üzere açılan Mekteb-i Harbiye ve askeri kâtip yetiştirilmek üzere kurulan Menşe-i Küttâb-ı Askerî türü okullar Batılı anlamda yapılan diğer reformlardır. Sağlık alanında ise başta ordunun hekim ihtiyacını karşılamak amacıyla 1827’de Tıbhâne-i Amire kurulmuştur. Bundan sonra sivil nitelik taşıyan ve 1867’de açılan Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye eğitim hayatına başlamış ve reformlar diğer alanlarda da
sürdürülmüştür. 1880’de Mekteb-i Hukuk ve Mekteb-i Mülkiye okulları açılmıştır. Bu arada öğretmen okulları da hayata geçirilmiştir. Genel anlamda model ülke Fransa olmuştur. Fransa’daki “Grands Ecoles” e benzer şekilde çeşitli bakanlıklara bağlı Mekteb-i Mülkiye (1876), Hukuk Mektebi (1878), Ticaret Mekteb-i Ali’si (1882), Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane (1882) türü okullar açılmıştır. 1909’da kurulan Mühendis Mekteb-i Alisi de Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine intikal eden Batı türü yükseköğretim kurumlarının diğer örnekleridir.
Cumhuriyet Döneminde Kurulan Üniversiteler
Cumhuriyet dönemine geçiş yapınca sadece İstanbul Üniversitesi (Darülfünun) vardı (1933 yılında İstanbul Üniversitesi adını almıştır). Tek üniversite ile yüksek düzeydeki eğitimin sağlanması mümkün değildi. Cumhuriyet kurulunca ülkede eğitimin alt yapısı son derce zayıftı. Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa (1827-1901)’nın deyimiyle “gidemediğin yer senin değildir” mantığıyla ulaşımda da ciddi problemler vardı. Demir yolu zayıf olduğu gibi karayolları büsbütün zayıftı. Üstelik nüfusun %90’ı köylerde yaşıyordu ve bu durum eğitim işini oldukça zorlaştırıyordu. Buna rağmen eğitim, Cumhuriyet Kurucuları tarafından öncelikli hedef olmuştur. Bu amaçla Cumhuriyet döneminin ilk üniversitesi olan Ankara Üniversitesi’nin temelleri 1925 yılından itibaren atılmaya başlanmıştır. Bilindiği gibi Ankara Üniversitesi, çeşitli yükseköğretim kurumlarının bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Bu amaçla 1925 yılında Hukuk Mektebi ile başlayan süreç, 1933'te Yüksek Ziraat Enstitüsü ve 1935'te Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin kurulmasıyla devam etmiştir. 1936 yılında Ankara’ya taşınan Siyasal Bilgiler Okulu ile II. Dünya Savaşının ardından kurulan Tıp ve Fen Fakülteleri de bu yapının bir parçasını oluşturmuştur. Bu gelişmelerin sonucunda, 3 Haziran 1946 tarihinde kabul edilen 4936 sayılı kanunla Ankara Üniversitesi resmi kuruluşunu tamamlamıştır. Sonraki yıllarda İstanbul Teknik Üniversitesi (1944), temeli 1925 yılında atılmış olmakla birlikte Ankara Üniversitesi’nin kuruluşu 1946’dır. Ege Üniversitesi (1955), Karadeniz Teknik Üniversitesi (1955), Orta Doğu Teknik Üniversitesi (1956), Atatürk Üniversitesi (1957), Hacettepe Üniversitesi (1967), Boğaziçi Üniversitesi (1971), Dicle Üniversitesi (1973), Çukurova Üniversitesi (1973), Anadolu Üniversitesi (1973), Cumhuriyet Üniversitesi (1974), İnönü Üniversitesi (1975), On Dokuz Mayıs Üniversitesi (1975), Selçuk Üniversitesi (1975), Uludağ Üniversitesi.(1975), Fırat Üniversitesi (1975) tarihlerinde kurulmuşlardır. 1981 yılında YÖK ile birlikte reform niteliğinde Türkiye’nin değişik illerine yeni üniversiteler kurulmuş ve anlayış devam ettirilmiştir.
Yapılan Reformlar
Tarihsel olarak bakıldığında reformlar Cumhuriyet döneminin belirli yıllarında sürdürülmüştür. 1933, 1944, 1970 ve 1980’li yıllarında yükseköğretim alanında bir dizi reform gerçekleştirilmiştir. Bu yıllarda yükseköğretimle ilgili bir çeşitli çalışmalar yapılmış, sonuncusu 4 Kasım 1981’de 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunuyla gerçekleştirilmiştir. 1982’de “Yükseköğretim Kurumları ve Üst Kuruluşları” başlığıyla Anayasasının 130 ve 131. Maddelerinde yer almıştır. Anayasadaki bu maddeler (130-131) Yükseköğretimi Anayasal kurum haline getirmiştir. Son kanun ile (2547 Sayılı Kanun; Resmî Gazete yayın tarihi, 06.11.1981) Yükseköğretim kurumları Üniversite adı altında tek çatı altında birleştirilmiştir. Önceki sistem beş tür kurumdan oluşmuştur: Üniversiteler, Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı akademiler, Bir kısmı diğer bakanlıklara, çoğu Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı iki yıllık meslek
yüksekokulları ile konservatuvarlar, Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı üç yıllık eğitim enstitüleri ve Mektupla öğretim yapan YAYKUR.
2908 sayılı Kanuna göre üniversiteler; “… fakülte, enstitü, yüksekokul, konservatuvar, meslek yüksekokulu, araştırma ve uygulama merkezi ve benzeri birimlerden oluşur. Bir üniversitede; Fen, edebiyat, eğitim, eğitim bilimleri, iktisadi ve idari bilimler, hukuk, tıp, diş hekimliği, eczacılık, veteriner, mühendislik, mimarlık, ziraat, orman, ilahiyat ve güzel sanatlar fakülteleri veya bunların iki ya da daha fazlasının birlikte teşkil edeceği fakülteler ile ihtiyaca göre kurulacak diğer fakülteler; Rektörlüğe bağlı; fen ve teknik alanlarla ilgili fen bilimleri; edebiyat, sanat, sosyal ve iktisadi bilim alanlarıyla ilgili sosyal bilimler; temel tıp, diş hekimliği, eczacılık, veteriner ve diğer sağlık alanlarıyla ilgili sağlık bilimleri enstitüleri ile bu Kanunda belirlenen rektörlüğe veya fakültelere bağlı diğer enstitüler; Belirli bir meslek alanında, ön lisans veya lisans düzeyinde eleman yetiştiren yüksekokullar; Bir yüksekokul olan ve buna bağlı hazırlayıcı birimlerden oluşan konservatuvarlar; ön lisans düzeyinde ara insan gücü yetiştiren meslek yüksekokulları; belirli bilimsel ve teknolojik alanlarda araştırma ve uygulama yapmakla yükümlü araştırma, uygulama merkezleri; bulunabilir. Ancak bir üniversitenin kuruluşu için en az üç fakültenin bulunması zorunludur (2547 sayılı Kanun; Yıldırım, 1995; Yıldırım, 2003).
Bu maddede belirtilen fakülte, enstitü, yüksekokul, konservatuvar, meslek yüksekokulu, araştırma ve uygulama merkezlerinin alt birimlerinin, anabilim dalı, ana sanat dalı ve diğer ünitelerin teşkili, birleştirilmesi, kaldırılması ve işleyişi 2547 sayılı Kanunun 7 nci maddesi uyarınca Yükseköğretim Kurulunca düzenlenir. Bilim dalı ve sanat dalı kurulması ve kaldırılmasıyla ilgili düzenlemeler 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun esaslarına uygun olarak ve Yükseköğretim Kurulunun olumlu görüşü alınarak, üniversitelerin senatoları tarafından yapılır.
2547 sayılı kanunda (Resmi Gazete yayın tarihi 06.11.1981) açıkça belertildiği üniversite çatısı altında toplanmış bulunan yükseköğretim kurumları Ön lisans, Lisans ve Lisansüstü düzeyinde teşkilatlanmıştır. Kanun ayrıca çoğu lisansüstü olmak üzere değişik enstitülerin kurulmasına da zemin hazırlamıştır. Kanundaki yapıya göre Ön lisans: İki yıllık Meslek yüksekokullarını; Lisans: Fakülteler, Yüksekokullar ve Konservatuarları; Lisansüstü: Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü, Sağlık Bilimleri Enstitüsü ve Eğitim Bilimleri Enstitüsünden oluşmaktadır. Son Kurulan Üniversitelerde lisansüstü eğitimi sağlayan enstitüler, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü şeklinde tek çatı altında birleştirilmiştir. Lisansüstü eğitim yapan kurumlar (Enstitüler), 2547 sayılı kanunla hayata girmiş ve ayrıca yaygın hale getirilmiştir. Bu durum bilgi üretmek bakımından ciddi bir yeniliktir (Yıldırım, 1995; Yıldırım, 2003).
Türkiye’deki Üniversiteler
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) resmi web sitesinde yer alan üniversiteler sayfasındaki bilgilere göre Türkiye’de 209 üniversite bulunuyor. Bunun 135’i devlet 74’ü vakıf üniversiteleridir. Türkiye’de 81 vilayette üniversite kurulduğu gibi Bandırma (Balıkesir’e bağlı), Alanya (Antalya’ya bağlı), İskenderun (Hatay’a bağlı) gibi nüfusu kalabalık ilçelerde de üniversiteler açılmıştır. Vakıf üniversitelerinin çoğunluğu İstanbul ve Ankara’dadır (Tablo 1).
Tablo 1. Vakıf Üniversitelerinin Türkiye’ye Dağılımı
VAKIF ÜNİVERSİTELERİNİN BULUNDUĞU İL
SAYI
İSTANBUL
49
ANKARA
10
ANTALYA
3
İZMİR
2
GAZİANTEP
2
KONYA
2
MERSİN
2
NEVŞEHİR
1
TRABZON
1
KAYSERİ
1
BURSA
1
Kaynak: https://www.yok.gov.tr/ e.t. 15.08.2021. NOT: Tablodaki sıralama alfabetik durum dikkate alınmadan sayı büyüklüğüne göre yapılmıştır.
Üniversitelerde toplam 7 milyon 300 bin civarında öğrenci eğitim görmektedir. Türkiye yükseköğretim alanında eğitim gören sayısı ile Avrupa’da ikinci sıradadır. Toplam öğrenci kontenjanlarının yaklaşık yüzde 20’si vakıf üniversiteleri ön lisans programlarına, yaklaşık yüzde 18’i vakıf üniversiteleri lisans programlarına ayrılmıştır.
Dünyada En Fazla Kayıtlı Öğrenciye Sahip 10 Üniversite
Paylaşılan en kalabalık üniversiteler sıralamasına göre yaklaşık 5 milyon ile 600 bin arasında değişen üniversitelerdeki kayıtlı öğrenci sayıları var. İlk 10 üniversitenin sıralamasında 5 milyona yakın kayıtlı öğrencisi bulunan, Hindistan’da faaliyet gösteren Indira Gandhi Ulusal Açık Üniversitesi ilk sırada yer alıyor. Eskişehir Anadolu Üniversitesi dünyada 4. sırada bulunuyor (Tablo 2).
Tablo 2. En Kalabalık Üniversiteler ve Öğrenci Sayıları
BULUNDUĞU ÜLKE
ÜNİVERSİTE ADI
ÖĞRENCİ SAYISI
HİNDİSTAN
Indira Gandhi Ulusal Açık Üniversitesi (Indıra Gandhi National Open University)
4 milyon dokuz yüz bin
ABD
CCCS Üniversitesi (California Community Colleges System)
2 milyon yüz bin
BANGLADEŞ
Bangladeş Ulusal Üniversitesi (National University)
2 milyon
TÜRKİYE
Anadolu Üniversitesi (Anadolu University)
1 milyon beş yüz bin
İRAN
İslami Azad Üniversitesi (Islamic Azad University)
1 milyon beş yüz bin
PAKİSTAN
Allama Iqbal Açık Üniversitesi (Allama Iqbal Open University)
1 milyon üç yüz bin
İRAN
Payame Noor Üniversitesi (Payame Noor University)
700 bin
BANGLADEŞ
Bangladeş Açık Üniversitesi Bangladesh Open University
650 bin
ENDONEZYA
Terbuka Üniversitesi (University Terbuka)
646 bin
ABD
New York Devlet Üniversitesi (State University of New York System)
606 bin
Kaynak: https://yenidenergenekon.com/365-dunyada-en-fazla-universitesi-olan-ulkeler-ile-en-kalabalik-universiteler/ e.t. 15.08.2021
Dünyada en fazla üniversite olan ülkelere genel olarak baktığımızda en çok üniversitesi olan ülke 8 bin 407 üniversite ile Hindistan ilk sırada yer alıyor. En fazla üniversitesi bulunan ikinci ülke ise 5 bin 758 üniversite ile ABD. Üçüncü sırada bulunan ülke ise 2 bin 60 üniversite ile Filipinler. En fazla üniversiteye sahip ülkeler sıralamasının 16. sırasında yer alan Türkiye ‘de 209 üniversite bulunuyor.
Ülkelere Göre Üniversite Sayıları
Dünyada en fazla üniversite olan ülkelere genel olarak baktığımızda en çok üniversite olan ülke 8 bin 407 üniversite ile Hindistan ilk sırada yer alıyor. En fazla üniversitesi bulunan ikinci ülke ise 5 bin 758 üniversite ile ABD. Üçüncü sırada bulunan ülke ise 2 bin 60 üniversite ile Filipinlerdir. En fazla üniversiteye sahip ülkeler sıralamasının 16. sırasında yer alan Türkiye ‘de 207 üniversite bulunuyor (Tablo 3).
Tablo 3. Ülkelere Göre Üniversite Sayıları
ÜLKE
ÜNİVERSİTE SAYISI
ÜLKELER GÖRE SIRASI
HİNDİSTAN
8407
1.
ABD
5758
2.
FİLİİNLER
2060
3.
ARJANTİN
1705
4.
İSPANYA
1415
5.
MEKSİKA
1341
6.
BANGLADEŞ
1268
7.
ENDONEZYA
1236
8.
JAPONYA
1223
9.
FRANSA
1062
10.
ÇİN
1054
11.
RUSYA
1108
12.
İRAN
343
13.
GÜNEY KORE
322
14.
VİETNAM
209
14.
TÜRKİYE
209
16.
MISIR
173
17.
TAYLAND
158
18.
Kaynak:https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Clkelere_g%C3%B6re_%C3%BCniversite_say%C4%B1s%C4%, e.t. 15.08.2021.
Türkiye’de en fazla örgün üniversite öğrencisi bulunan iller İstanbul; Üniversite öğrencisi sayısı: 742 bin 373, Ankara; Üniversite öğrencisi sayısı: 296.261, İzmir; Üniversite öğrencisi sayısı: 169.044, Konya; Üniversite öğrencisi sayısı: 134.500, Sakarya; Sakarya Üniversitesi
Öğrenci sayısı: 93.000, Isparta; Üniversite öğrencisi sayısı: 81.219 ve Eskişehir; Üniversite öğrencisi sayısı (örgün): 69.153.
1981 yılında YÖK’ün kurulmasıyla Türkiye geneline dağılan üniversiteler sayı itibarıyla 209’a ulaşmıştır (yıl: 2025). Yaklaşık 7 milyon 300 bin civarındaki öğrencisiyle eğitimini sürdürmektedir. Yapılan çalışmalarla belirli kriterleri yerine getiren on üniversite araştırma üniversitesi niteliğini almıştır. Bunlar: Ankara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’dir. Yedek olarak: Çukurova Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi belirlenmiştir.
Sonuç
1981 yılında YÖK’ün kurulmasıyla Türkiye geneline dağılan üniversitelerimiz bugün itibarıyla 209 üniversite sayısıyla ve yaklaşık 7 milyon 300 bin civarındaki öğrencisiyle eğitimini sürdürmektedir Kurulduğu günden itibaren Yükseköğretim Kurulu (YÖK) çok tartışılmıştır. Siyasiler tarafından kapatılacağı belirtilmiş olmakla birlikte 45 yılını geride bırakmış köklü bir kurum olmuştur. Her iktidar, iktidara gelmeden önce “YÖK’ü YOK” etme vaadiyle gelmiş fakat kuruma hâkim olduktan sonra düşüncelerinden vaz geçmiştir. Aslında YÖK’le birlikte yükseköğretim alanında ciddi gelişmeler kaydedilmiştir. Şöyle ki:
1)Dağınık vaziyette bulunan yükseköğretim kurumları, 1981 yılında YÖK Kanunun (2547) ile üniversite çatısı altında birleştirilmiş ve bu konuda önemli bir adım atılmıştır. Üniversiteler Türkiye geneline yaygınlaştırma politikası ile bütün illere ve bazı ilçelere yayılmıştır.
2) YÖK ile lisansüstü eğitim de yaygın hale gelmiştir. Kurulan enstitülerle lisansüstü eğitim yaygınlaşmış, böylece üniversitelerin en önemli fonksiyonu olan “bilgi üretme” aktif hale gelmiş ve yaygınlaşmıştır. Hemen her konuda yazılan lisansüstü tezlerle ciddi anlamda bilgi birikimi meydana gelmiştir.
3)Problemlerine ve çok eleştirilmiş olmasına rağmen üniversitelerin ve akademik yapının YÖK gibi akademik kurum tarafından idare ediliyor olması da ayrıca önemlidir.
4) Son yapılan çalışmalarla bazı üniversitenin Araştırma Üniversitesi, bazı üniversitelerin de Bölgesel Kalkınma Odaklı Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşması (22 Üniversite) gibi nitelikteki ayrıştırmalar da önemli bir başlangıç olarak değerlendirilmelidir. Iğdır Üniversitesi de bu kapsamdadır. İhtisaslaşma Alanı; “Katma Değeri Yüksek Tarımsal Ürünler”dir.
5)Kurulduğu günden itibaren Yükseköğretim Kurulu çok tartışılmıştır. Odağında “kalite” olmuştur. Kalite şüphesiz ki önemlidir. Ancak kantiteyi (sayıyı) görmemezlikten gelmek hatalıdır. Kaliteyi ve kantiteyi birlikte değerlendirmek gerekir. Zaman zaman şiddeti artan hararetli tartışmalarla birlikte yaklaşık 45 yılını geride bırakan YÖK, köklü bir kurum olmuştur. YÖK kanununda ciddi problemler vardır; fakat 45 yıldan bu yana ciddi mesafe almış bu kurumu bütünüyle ortadan kaldırmak kanaatimce mümkün olmadığı gibi doğru da değildir. Yapılması gereken aksayan yönlerine çare bulmak, zamanın ruhuna uygun kanunlarında değişiklik meydana getirmektir. Özellikle Üniversitelerarası Kurul (ÜAK)’daki doçentlik sınavı sıkıntılıdır; objektif kriterlerle değerlendirmeyi esas alan bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Kaynaklar
Yıldırım, Kazım (1995), Yeni Açılan Üniversitelerin Türk Eğitim Sistemine Katkısı, Van 100. Yıl Üniversitesi, I. Eğitim Felsefesi Kongresi, ss. 31-42, Van.
Yıldırım, Kazım (2003), Cumhuriyetin 80.inci Yılında Akademisyenlerin Problemleri, Polis Dergisi- Cumhuriyetin 80. Yılına Armağan.











