Orhun Abideleri, Göktürk harfleriyle yazılmış, devletin yönetim anlayışı hakkında da ilk yazılı bilgiler sunan önemli belgeler sunmaktadır. Türk dili, tarihi, edebiyatı, sosyolojisi, sanatı, kültürü, sosyal yapısı, devlet anlayışı ve sosyal hizmet konusunda şaheser niteliğindedir. Türklerde devlet başkanı, milletine karşı sorumluluk duyarak düzeni sağlayan liderdir. Milletinin hizmetindedir; ona “tepeden bakan” gurur ve kibir abidesi değil, refah ve güvenlik sağlayan biridir. Devletin otorite boşluğu dolayısıyla milletin dağılıp yoksullaştığı; aç, dağınık ve çıplak kaldığı; bu sıkıntıları giderdikleri ve milleti refaha kavuşturdukları hem Bilge Kağan hem de Kül Tiğin Kağan anıtında anlatılmıştır. Bilge Kağan Allah’ın yardım ve lütfu ile ve biraz da talihi olduğu için hükümdar olduğunu; gece ve gündüz durmadan çok çalışarak fakir, yoksul, aç, çıplak ve dağınık milletini toparlayarak birlik ve beraberliği sağladığını ve refahlı kıldığını belirtmiştir (Yıldırım, 2018). Orhun Abidelerindeki bu ifadeler hizmet, yardım ve sorumluluk temelini oluşturan cümlelerdir. Can güvenliği, özgürlük (dağınıklıktan kurtarmak, toplamak), insana gereken değerin verilmesi (gece gündüz milletin refahı için çalışmak; ölümden, açlıktan, çıplaklıktan ve sefaletten kurtarmak); düzen (hukuk) ve refahın temini; Abidelerdeki sosyal devlet düzeninin, devlet başkanı tarafından sağlandığının göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu unsurlar Kül Tiğin ve Bilge Kağan Abidelerinde birlikte zikredilerek ve tekrarlanarak geçmektedir. Her iki abide de geçen sosyal devlet unsurlarından; ölüm: 12, devlet: 20, düzen: 16, fakirlik: 7, açlık: 6, çıplaklık: 5, zengin kılmak: 6, dağınıklıktan kurtarmak/toplamak ve refahlı kılmak: 6 olmak üzere toplamda 78 defa geçmektedir.
Dolaylı anlatımlarla birlikte bu unsurların sayısı yüze yaklaşmaktadır. Bunların dışında yine her iki Abidede sosyal düzenle ilişkili ve yardım gerektiren; “mahvolmak”, “yok olmak”, “perişan olmak”, “dağılmak”, “yaya kalmak”, “içte aşsız, dışta elbisesiz kalmak”, “düzensiz (sahipsiz, başıboş) kalmak”, disiplinsiz/düzensiz, işsiz ve güvencesiz kalmak gibi unsurlara da birden fazla yer verilmiştir. Tonyukuk Abidesindeki metinlerde Çin’de İlteriş Kağan’ın ihtilali, bu ihtilale Tonyukuk’un katılışı ve ihtilali nasıl yaptıkları, sonrasındaki savaşlar ve tarihi olaylar anlatılmaktadır.
Orhun Abidelerinde ve Göktürk İmparatorluğu dönemlerinde yer alan bu unsurların yanında Türk tarihindeki sosyal devlet anlayış ve uygulamalarını Orta Asya, Anadolu Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemleri için ayrı ayrı ele almak da mümkündür.
Devlet, düzen fikrinin sosyal varlık alanındaki somut uygulamasıdır. Kelime olarak “mutluluk”, “talih”, “büyüklük” gibi anlamların yanında “örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık” anlamlarına da gelmektedir. Sosyal düzenin kargaşadan (complexity), keşmekeşten, iç ve dış çatışmadan kurtulması, insanlar arasında düzenin sağlanması için kurulmuştur. Türk devlet anlayışında devlet başkanları, sorumsuz değildir: Hareket ve davranışlarını sınırlayan bir takım faktörleri belirtebiliriz: Sadri Maksudi Arsal, Hakanın sorumluluklarını şu noktalarda toplamaktadır:
1- Han, devleti tanzim ve bekasını temin etmekle mükellef olan hâkimiyetin en yüksek mümessili ve icrai kuvvetin reisidir.
2- Han İl’i (devleti) millî törelere göre idare eder.
3- Han barış içinde il’i idare ettiği gibi harp zamanında da başkumandandır.
4- Han, kurultaylara, kanun tasarıları teklif edebildiği gibi kendisi de doğrudan doğruya kanun (töre) vazetmek salahiyetini haizdir.” (Arsal, 2021; 269)
Ancak son maddede belirtildiği gibi, Han kendisi doğrudan doğruya kanun yapabilir. Bu durum onun sorumsuzca hareket etmesini gerektirmiyor. Çünkü belirteceği kanunların “seleflerin-ananelerine uygun olması lâzımdır.” (Arsal, 2021, a.g.e; 269) Kafesoğlu’na göre: “Türk hükümdarlık telakkisi, bütün karizmatik temeli yanında “kanuni meşruiyet”i temsil ediyordu. Yani Türk hükümdarı, başka bazı devletlerdeki “kanun yapan fakat kendisini kanuna bağlı saymayan” cinsten bir monark değildir. Türkler siyasi iktidarın kaynağını Tanrıya (Tanrıdan Kut almak) bağlamak suretiyle hakanı Tanrı huzurunda sorumlu tutmakla, bugün millî irade diye ifade edilen “yüksek otorite” meselesini, üstün siyasî kültürleri sayesinde, daha o çağlarda halletmiş ve insanları hükümdarın şahsi insaf duygusuna sığınmaktan kurtarmışlardır. Bu tarzda bir hükümdarlık düşüncesi eski Roma’da görülen ve hükümdarın icraatının millet tarafından kontrolüne imkân veren “imperium” şeklinde tecelli etmekte idi. Türk devletlerinde bu kontrol meclisler aracılığı ile yapılıyordu.” (Kafesoğlu, 2022; 245)











