Hayalimizdeki Türkiye için bir zamanlar, “Lekesiz ve gölgesiz bir düzen” tarif ederdik. Ne insanlık şeref ve haysiyetine leke getirecek bir idare ve yönetim biçimi, ne de aydınlık günlerimizi ve özgürlüğümüzü gölgeleyecek iç veya dış mihraklar… O günlerden bu günlere neredeyse bir ömür geçti ama ne yazık ki, gençlik yıllarımızın o dupduru Türkiye hedefine bugün itibariyle dünden çok daha uzağız. Fakat ne gam; bu sabah lekesiz ve gölgesiz bir gökyüzü altında düşünerek yazmaya başlarken, ülkemin en yüksek tepesi olan Ağrı Dağı bütün ihtişamıyla karşımda duruyordu.
Vatanın Doğusu
Dünyanın ekseni Doğu’dan Batı’ya kayınca, doğulunun kaçtığı, batılının sürgün yerine dönüştüğü gizemli Doğu, anlaşılmayı bekliyor. Doğuluya yüreğinizi açmadan batıda huzur içinde yaşayamazsınız. Doğulu kendisini dinleyecek muhatap arıyor. Bir taraftan bölgesel/yerel, diğer taraftan evrensel bir meydan okumayla karşı karşıyayız. Doğu ne acemilerin tecrübe kazanma yeri ne de daha yüksek mevki-makamlar için sıçrama tahtası olmalı. Devletin, “Doğu hizmeti” görevini yapan memurunu ek ödeme veya tazminatla ödüllendirmesi, vatan topraklarının bu bölümünde hayat şartlarının ülke ortalamasından çok daha kötü olduğuna delalettir.
Dengesiz kalkınma ya da gelişme sadece iktisadî şartlarla sınırlı kalsa ve vatan toprağının doğusundakilere, “Üçüncü Dünya” insanı gözüyle bakılmasaydı, gam yemezdik. Gel gör ki, içeride yerel, dışarıdaysa küresel bir meydan okumayla karşı karşıyayız. Yıllardan beri bazen ötelediğimiz, bazen ertelediğimiz, çoğu kez de bastırdığımız sosyo-kültürel sorunlar bize meydan okurmuşçasına karşımızda duruyor. Burada etnik köken/ırk, inanç ya da siyasî görüş eksenli ayrışmalarda taraflar kendilerini sigaya çekecek erdemliliği gösterebilse, yolumuzdaki engeller birer ikişer ortadan kalkacak. İçeride ve dışarıda bize “meydan okuyan” unsurlar, hasımlarımızdan ziyade kendi beceriksizliğimiz, dar görüşlülüğümüz veya günübirlik çözüm arayışlarımızdan kaynaklanan sorunlarımızdır.
Yerel Meydan Okuma
Prof. Zeki Tan, retoriğimizdeki kardeşliği sorguladığı köşe yazısında (adilcevaz13.com) haklı olarak, “Hepimiz Kardeşiz de Bu Kavga Ne Diye?” sorusunu vicdanlara havale etmiş. Madem hepimiz eşit yurttaşız, üstelik din kardeşiyiz, o hâlde bir türlü bitmeyen bu kavga neyin nesi?... Kendi gerçeğimizle nihayet adamakıllı yüzleşme zamanıdır. Çoğunluk milliyetçiliği kadar etnik azınlıktan beslenen milliyetçilik, mezhepçi ve tarikatçı dincilik ve halka tepeden bakan, radikal sekülerist zihniyet kendini sorgulamadığından, temsil ettiği inanç ya da dünya görüşünün meydan okumasıyla karşı karşıyadır. Bir başka ifadeyle; sorunlar yumağı meydanda fakat çözmesi gerekenler meydana çıkmayı göze alamıyor.
Küresel Meydan Okuma
Ali Bardakoğlu, dünyadaki ilmî ve teknolojik gelişmeleri kastederek, “Müslümanlar bu yüzyılda evrensel bir meydan okumayla karşı karşıya kaldı, (İslam’ı Doğru Anlıyor Muyuz? s. 147)” diyor. Milletler yarışında önde giden tek bir Müslüman ülke bile olmayışı elbette sorgulanacaktır. Yerel, millî sorunlarının üstesinden gelemeyenlerin dış dünya bağlantılı evrensel sorunlara katkıda bulunması beklenemez. A. Bardakoğlu’nun dediği gibi, “Öteki düşüncemiz, bizim dışımızda olanlara sırt çevirmemiz, böylece insanlığın ortak birikimine yabancılaşmamıza yol açtı. (a.g.e, s. 147)” Ozon tabakası delinmesi, hava kirliliği, alışılmışın dışında, dünya çaplı iklim değişikliğinden kaynaklanan felaketler, çevre kirlenmesi ve insan hakları gibi uluslararası sorunlar, bizim dinî otoritelerimizin ne zihninde ne de retoriğinde yer işgal ediyor.
Amin Maalouf, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş dönemi Türkiye’sini kastederek, “Türkiye’nin Avrupalılaşma isteği, aynı zamanda bir Arapsızlaşma isteğiydi, (Die Auflösung der Weltordnungen, s. 94)” diyor. Aradan geçen bunca zamana ve verilen mücadeleye rağmen bugün itibariyle, Arap kültür coğrafyasında şekillenen din anlayışı, Türk Müslümanlığını hiç olmadığı kadar kendine benzetmiştir. Nakilci, şekilci, pratikten daha çok retoriğe dayalı ve kısmen de selefist din anlayışı, çağdaş Türkiye Müslümanlığına meydan okuyacak düzeydedir.
En yüce umutlarımızın dibe vuruşuna şahitlik ediyoruz bugünlerde… Bundan sonrası yükseliş olmalıdır. Lekesiz ve gölgesiz Türkiye’nin biz hayalini, bizden sonrakiler gerçeğini kuracak.











