Belli bir olgunluk yaşına geldiyseniz, önce kendinizle sonra doğrularınızla yüzleşmeniz gerekir. Kendinizle yüzleşirken duygularınız değil aklınız devreye girmelidir. Hâl ve hareketleriniz veya davranış biçimlerinizle nerede yanlış yaptığınızı görebilecek kadar aklî erginliğe erişmiş olmalısınız. Ağzınızdan çıkan sözler veya davranışlarınızla, nerede yanlış şey söylediğinizi veya nerede kibirli davranıp egonuza yenik düştüğünüzü, öfkenize hâkim olamayıp kalp kırdığınızı anlayacak kadar feraset sahibi olmanız lazım. En önemlisi; hata veya yanlışlarınızdan ders çıkararak aynı şeyleri tekrar etmeme basireti gösterebiliyor musunuz? Sizden daha başarılı olan “dostunuz”u gerçekten alkışlıyor mu yoksa kıskanıyor musunuz? Dost ya da arkadaşlarınızın başarısına seviniyor ve zenginliğini kıskanmıyorsanız, siz iyi bir dost ve gözü tok bir insansınız.
Kendi doğrularıyla yüzleşmek için sadece belli bir yaşa erişmek yetmez; şimdiye kadar “doğru” bildiklerinin bir kısmı veya birçoğunun yanlış olduğunu anlayacak kadar birikim sahibi olmak gerekir. Bu aşamaya gelmiş insan, kendi aydınlanma sürecini tamamlamıştır. Aydınlanma; okuyarak, araştırarak ve sorgulayarak olur. Aydınlanmış insanın dili düzgün, şahsiyeti oturmuştur. Kendiniz olmaya başladıktan itibaren etrafınızdaki insanlar birer ikişer azalmaya başlar: Ya siz onları ya da onlar sizi terk eder.
Palyatif toplum muyuz?
Filozof Ludwig Wittgenstein, “Yeni bir sözcük, tartışmanın toprağına atılmış taze bir tohum gibidir.” diyor. Galiba “Palyatif Toplum” kavramını ilk ortaya atan Güney Koreli Filozof Byung-Chul Hahn da, aynı başlıklı kitabıyla tartışmanın toprağına bir tohum ekmişe benziyor. Daha anlaşılır bir ifadeyle; uzun vadeli ve kalıcı çözüm yerine günübirlik rahatlatıcı tedbirlerle yönetilen toplum, palyatif toplumdur. Hahn’ın ifadesiyle, “Palyatif toplum, ilaçlar ya da medya yoluyla oluşan duyarsızlık sayesinde eleştiriye karşı bağışıklık kazanır. (Palyatif Toplum, s. 23) Medya aracılığıyla duyarsızlaşan, deyim yerindeyse, sinir uçları alınan toplum eleştiriye kulak tıkar ya da umursamaz. Bizim eleştiriye karşı bağışıklık kazanmamız; eleştirdiğimiz şeylerin aynısını kendimizin de yapmaktan geri durmaması şeklinde tezahür eder. Diğer taraftan, biz de toplum olarak yolsuzluğa, politikacının yalancı vaatlerine ve “Böyle gelmiş böyle gider” zihniyetine karşı bağışıklık kazanırız.
Diğer taraftan, palyatif toplum özelliklerine sahip oluşumuzun başlıca göstergelerinden birisi de, sosyal medya bağımlısı oluşumuzdur. “Palyatif toplum aynı zamanda bir beğendim toplumudur da. Bir beğeni çılgınlığına kapılmıştır. Her şey beğeni kazanana kadar düzleştirilir. "Like" günümüzün imi, hatta ağrı kesicisidir. Sadece sosyal medyaya değil, kültürün bütün alanlarına hakimdir. (Byung-Chul Hahn, a.g.e, s. 15)” Yazarın bu tespiti, Avrupa ülkeleri arasında en fazla cep telefonuna zaman ayıran Türk toplumuyla ne kadar da örtüşüyor!
Palyatif siyaset
Biz palyatif bir toplum muyuz? Bana göre, evet! Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra bu ülkenin makus kaderini değiştirecek hangi kalıcı reformlar yapıldı ki… Seçimi kazanma pahasına uygulanan siyasî, hukukî ve ekonomik kararlarla yönetilen bir palyatif toplum olmaktan kurtulamadık maalesef. “Palyatif siyaset acı verebilecek keskin reformlar ya da vizyonlar oluşturmayı becermez. Bunun yerine sistematik bozukluk ve kırıklıkların üzerini örtmekle kalan kısa süre etkili ağrı kesicilere başvurur. Palyatif siyasetin acıya cesareti yoktur. Böylece her şey eskisi gibi devam eder. (Byung-Chul Hahn, a.g.e, s. 13-14) Söz gelimi, sağlam zemine oturmadığından dolayı çatlayan duvarı yıkıp yeniden yapma yerine, çatlağı sıvayla kapatmayı yeğlemişiz.
Herkesin dünyası baktığı yere göredir. William A. Haviland da, “Evrenin resmi, bir dilden diğerine göre değişir. (Kültürel Antropoloji, s. 242)” diyor. Buradaki “dil”, hangi lisanı konuştuğunuzdan ziyade, nasıl bir dille konuştuğunuz olarak anlaşılmalıdır. Meselâ, ortak dili Türkçe olan insanlar arasındaki evren tasavvuru veya evrene bakış açısı birbirinden çok farklı olabilir. Yves Bossart’ın dediği gibi, “Bir kelimenin veya cümlenin kullanım şekli onun anlamını belirler.” Bu da, konuştuğumuz dile ne kadar muktedir olup olmadığımızla ilgilidir.
Palyatif politikacı, muhalif medya, gazeteci ve politikacıyla dalaşmaktan başını kaldırıp etrafa bakamazken, dışımızdaki dünya uzay çağını, yapay zekânın sunduğu imkânları ve riskleri, iklim değişikliği gibi bütün insanlığı ilgilendiren küresel tehlikeleri konuşuyor. Palyatif toplum siyasetinde, Machiavelli felsefesine göre, utanmaz olmak lazım: Kural yok, ahlâk yok. Amaç aracı meşrulaştırır (R. Bregman). Bu “araç” bazen milletin ortak değerleri, bazen bizden sonrakileri kuşakların geleceğidir.













