Mehmetçikler Kur’an’ın şehitlikle ilgili olan bütün ayetlerini ezbere biliyorlardı hatta bilmek şöyle dursun bizzat ellerindeki Mushafları okuyarak kendilerini ölümün kucağına atarak ebedi hayatı kazanıyorlardı kendi bedenlerinin çiğnenmesi pahasına bunu seve seve yapıyorlardı. İşte Akif’in dediği Asım’ın nesli bunlardı. Bu neslin başı dünyada hiç eğilmemiştir. Asım’ın neslinin başı sadece rükûda eğilmiştir:
‘’Şüheda gövdesi baksana: dağlar taşlar,
O rükû olmasa dünya da eğilmez başlar.
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
Bir hilal uğruna Ya Rab! Ne güneşler batıyor.
Burada hilal bayrağımızdır. Batan güneşler ise şehit Mehmetçiklerimizdir. Sanki Mehmetçik Anadolu için yaratılmıştır. Şehitliği hak eden bu fidanların ecdadı mezarlarından kalkıp gelse bu torunlarının alnından öpse (yani böyle bir mucize cereyan etse) gerçekten buna değer çünkü onlar böyle bir mucizeden daha büyüğünü başardılar. Akif de destanında şöyle seslenmiştir:
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker.
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
Diyerek bu tabloyu hem edebileştiriyordu hem de ebedileştiriyordu.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi…
Bedr’in Arslanları ancak bu kadar şanlı idi.
Bu mısralarla ilgili açıklamayı yapmadan önce ‘’Tevhit ve Bedr’’ hakkında bilgi vermeliyiz. Tevhit, birlemek. Allah’ın birliğine inanmak. Tek ilah olarak Allah’ı tanımaktır. Tevhidin evrensel bir inanış olduğu mutlaktır. Çünkü yaratılışın içeriğinde Tevhit vardır. Ama sonradan insanlar, inanç versiyonları farklılığından ayrılığa düşmüşlerdir. Tevhidin Kur’an da izahı şöyle yapılmıştır:
‘’…Gerçek şu: İlah yok benden başka, artık bana kulluk edin.’’ Enbiya/25
Zaten Tevhit kelime-i şehadet te geçip, İslam’ın birinci şartıdır. Her Müslüman Tevhidi dil ile zikr; kalp ile tasdik eder.
Bedr’e gelince, Bedr Medine’nin güney batısında 130 km bir mesafede bulunmaktadır. Bedr’den maksat bedir muharebesidir. Bu savaş da Mart ayında cereyan etmiştir. Güzel bir tesadüf, hatta tevafuk olacak ki Çanakkale Zaferi ’de Mart ayında kazanılmıştır. Hicretin 2. Yılında ve 17 Ramazan da Bedr Muharebesi vuku bulmuş. Bu tarih 13 Mart 624 Cuma gününe tesadüf eder. Bu muharebe Mekke Müşrikleri ile yapılan kesin zafer elde edilen bir savaştır. Müslümanlar açısından savaşın en önemli sebebi Kureyşliler Müslümanları yurtlarından göçe zorlamışlardır. Çanakkale’de de böyle olmuş son vatan parçasından Müslüman Türkleri atmak için haçlılar her yönden üstün ve güçlü bir orduyla saldırmışlardır. Bedir’de de bütün küfür (müşrikler) bir ordu idi. Bedir’de Müslüman ordusu 313 kişi Mekke müşriklerinin sayısı 1000 kişi idi. Sayıları Müslümanlardan çok fazla idiler yalnız gittikleri yol hak yolu olmayıp ve inançları yoktu. Bedir, imanlıları ile imansızların çarpışmasıydı. Çanakkale’de de haçlı sürüsü (küffar) imanı boğmağa ve imanlıları yurtlarından göçe zorlamaya gelmişlerdi. Çanakkale, haç ile hilalin çarpışması idi. Çanakkale’de imanlı göğüsler set oluşturuyorlardı. Mehmetçik Kuran’ı gerçekleri biliyordu. Hatta bu ayetleri okuyarak ‘’Allah Allah’’ sesleri ile hasmına saldırıyordu. ‘’And olsun siz son derece güçlü iken Bedir’de yardım etmişti.’’ A’l-i İmran/23
Şair sayıca ve teknik yönden çok üstün olan bir ordunun (haçlı ittifakının) bu yönlerden kendisinden çok zayıf olan bir ordu karşısındaki bozgunluğunu Bedr’e benzeterek Çanakkale Zaferini iman gücünün mucizesiyle izah etmiştir. Çanakkale şehitlerine:
‘’Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.’’ Demiştir.
Allah böyle istediği için bu Arslanların (şehitlerin) kanı, Tevhit inancını yok olmaktan kurtarıyordu. Kısaca Tevhit fidanı yeniden kanla sulanıyordu. İşte bunun içindir ki:
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘’Gömelim gel seni tarihe’’ desem sığmazsın.
Şair bu şehitlere mezar kazıcısı ve mezar bulamıyordu. Haklı olarak onları yere göğe sığdıramıyordu. Tarihin bu devirlerini biri birine katarak ve adeta hallaç pamuğu gibi savuran Çanakkale Arslanlarını ancak sonsuzluklar kucaklayabilir ve içine alabilirdi.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitap…
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
İnsaniyetin ve İslamiyet’in en aziz ve en şerefli kutsal mekânı olan Kâbe’yi
‘’… Beytullah’ı insanlar için… Güvenli bir sığınak yaptık’’ Bakara/125
Ayetlerle yüceliği belirtilen Kâbe şair tarafından Çanakkale şehitlerine mezar taşı olarak belirlenmiştir.
‘’Bu, taşındır’’ diyerek Kâbe’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
……………………………………………………………………………….
Sen bu avizenin altında bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtabı getirsen yanına,
……………………………………………………………………………….
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabilirim diyemem hatırana.
Bu kadar mucizevi olayları senin için yapsam-ki bunların hiç birini beşerin yapma gücü ve kabiliyeti yoktur- yine de hatırlarına uygun sana layık bir şeyler yapmış sayılamam çünkü sen (şehitler) tüm bunlardan yücesin. Şehitleri bir de tarihin büyük kahramanları ile şöyle anmıştır:
Sen ki, son ehl-i salvetini kırarak savletini
Şarkın en Sevgili Sultanı Selahaddin’i
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran
Ehl-i salib, Kudüs’ü Müslümanların elinden alarak onların kuvvet ve saltanatlarına son vermeyi amaçlayan bunun içinde bir kısım Avrupa hükümdarlı ile derebeylerinin komutaları altında toplanarak zaman zaman İslam ülkelerine hücum etmiş olan mutaassıp Hristiyan topluluklarına verilen unvandır. Bunların hücumları tarihte Haçlı seferi olarak adlandırılmıştır. Haçlı seferleri Osmanlı’dan 209 yıl öncesine kadar sekiz defa tekrarlanmıştır. Maalesef hala devam etmektedir. Şehitlerine seslenen Akif Anadolu’ya yapılan haçlı saldırılarını durduran, Avrupa’ya korku salan Selahaddin Eyyubi’yi Anadolu Selçuklu Sultanlığının kurucusu ve Bizans’ın korkusu olan Kılıç Arslan’ın yaptığı fedakârlık ve şehadetinle büyüklük ve yüceliğinle hayran ettin demektedir.
Sen ki, İslam’ı kuşatmış boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Şair şehitlere hitaben, İslam’ı, yokluk ve acılar kuşatmış boğuyorken sen O çaresizlik demir çemberini göğsünde kırıp parçaladın. Zaten Allah’ta Kur’an’da: ‘’Şehitler diridirler…’’Kur’an 3/169
Ayet-i celilesi gereği senin adın ve cismin ruhunla beraber gezer durur.
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın… Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni bu almaz cihat…
Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.
Şair, Çanakkale şehitlerimizi tarihe ve asırlara sığdıramıyor. Hatta yeryüzündeki hiçbir mekâna tevdi etmeye gönlü razı olmadığı için onları, Sevgili Peygamberimizin (S.A.S) kucağına göndererek rahatlamıştır. Allah, bize Çanakkale Zaferini hediye eden Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları ile tüm vatan şehitlerimizi bu güne aktaran büyük şair Mehmet Akif Ersoy’a rahmet eylesin.
KAYNAKLAR
1 Mehmet Akif Ersoy Safahat İST. 1987
2 Cemal Kutay, Necit Çöllerinde Mehmet Akif. İstanbul 1978.
3 Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an-ı Kerim Meali, İstanbul, 1994
4 Hasan Basri Çantay, Akif Name, İstanbul, 2008.
5 Murat Çulcu, Çanakkale, İstanbul 2006.












