Erzurumspor karşılaşmasını izlerken, sahada ortaya koyulan futboldan keyif aldığımızı söyleyebiliriz. Ancak maalesef futbolda tek gerçek kriter skor olduğundan, oyunun güzelliği tek başına yetmiyor. İyi bir oyun skora yansımadığında, taraftarın ve teknik ekibin morali de sarsılıyor. Dün sahada gördüğümüz tablo tam olarak bu durumun örneğiydi.
Hikmet hoca, maça başlarken kadro tercihiyle dikkat çekti. Daha çok hücum oyuncusunu sahaya sürmesi, ilk yarıda meyvesini verdi. Hem oyun hem de skor anlamında takım, bu tercihten ciddi katkı aldı. Orta sahada Robin Yalçın ve Atakan’ın uyumu, oyunun temposunu yükseltirken, Ali Kaan’ın tek ön libero olarak çalışkanlığı takımın dengesi açısından kritik öneme sahipti. Loshaj ve Fofana’nın birbirine yakın oynayıp yardımlaşmaları, rakip için sürekli tehdit oluşturuyordu. Ayrıca Koite ve Mendes’in gününde olmaları, hücum hattına ekstra bir güç katıyordu.
İlk yarı bu şekilde biter diye düşünürken, Gökçenin adamını kaçırması sonucu gelen gol, tam anlamıyla bir hayal kırıklığıydı. O an takımın ve taraftarın umutları biraz kırıldı. İkinci yarıya bakacak olursak, kötü bir oyun sergilenmedi. Ancak oyuncuların yorulmaya başlaması, oyundan düşmeleri ve top kayıplarının artması, rakibin baskısını da beraberinde getirdi ve golün habercisi oldu.
Maçta en çok tartışılan teknik hamlelerden biri, 1-1’lik eşitlik sürerken Mendes’in oyundan alınması ve Bruno’nun dahil edilerek çift santrafora dönülmesiydi. Bu değişiklik, sahada tam anlamıyla bir futbol intiharı olarak değerlendirilebilir. Hikmet hocanın Serkan’ı sağ öne alması da ayrı bir tartışma konusu. Serkan, sağ arkadan başka bir pozisyonda verimli olamaz; bu da oyunun dengesini bozdu.
Kısaca, ilk yarı ortaya konan futbol taraftarları umutlandırsa da, ikinci yarıdaki görüntü ve yenilen gol, o umutları ciddi şekilde azalttı. Futbol bazen serttir ve skor her zaman oyunun güzelliğini ödüllendirmez. Ancak sahada gösterilen mücadele, teknik ekibin tercihleri ve oyuncuların gayreti, takımın potansiyelini gözler önüne serdi.
Maçtan çıkardığımız en büyük ders, iyi oyunun tek başına yetmediği ve sahada akılcı hamlelerin skorla birleşmesi gerektiğidir. Öte yandan, yanımızda cereyan eden savaş ve küresel dengelerde yaşanan adaletsizlikler, futboldaki kayıplarımızı gölgelememeli. Direniş ekseninin zaferiyle sonuçlanacağına olan inancımız, her geçen gün artıyor. Spor, bazen umutları kırsa da, mücadele azmi ve inanç her zaman kazanacaktır.











