Hiçbir zaman savaştan yana olmadım. Ancak, masum sivillerin hayatını tehlikeye atan her girişim karşısında durmak bir zorunluluktur. Özellikle, 45 milyon Türk’ü hedef alan tehditler söz konusu olduğunda, insanca düşünmek ve haklı tepkiyi ortaya koymak vazgeçilmezdir.
Her ülke, kendi sınırları ve halkı üzerinde sorumluluk sahibidir. Küstah ve müdahaleci tutumlar sergileyen güçlerin, başka ülkelerin iç işlerine karışması ve kaynaklarını kendi çıkarları için kullanma çabası kabul edilemez. Başka ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine, çocuklarına ve geleceğine göz dikmek, savaşın ötesinde ciddi bir adaletsizliktir.
Savaşın bile bir ahlakı vardır. Sivillere, özellikle çocuklara yönelik saldırılar, savaş değil, bir insanlık suçudur. Haksız eylemleri meşrulaştırmak için masum insanları hedef almak hiçbir şekilde kabul edilemez.
Günümüzde İran üzerinden yürütülen bazı politik oyunlar, yanlış ve basiretsiz yaklaşımlarla kamuoyunu yanıltmaya çalışmaktadır. Oysa burada söz konusu olan, “Acem (Arap olmayan)” topluluk değil, 45 milyonluk büyük bir Türk topluluğudur. Bizim için en kritik mesele, sınırlarımızın güvenliği ve Aziz milletimizin huzurudur.
Bizler, güney sınırlarımıza o denli odaklandık ki, Güney Kıbrıs bir süreliğine dikkatimizi çekemedi... Ama amaç da buydu zaten. Güney Kıbrıs, İsrail ve Yunan dayanışması, özellikle Ege’den gelebilecek olası tehditlere işaret etmektedir. Bu nedenle, o bölgelerdeki stratejik noktaların desteklenmesi şarttır. Olası bir durumda, hem güney hem batı sınırlarımız geçilmez hâle getirilmeli ve hiçbir detay gözden kaçırılmamalıdır. Ayrıca, İran’ın güneyi Türk dünyası için stratejik bir öneme sahiptir.
Özetle, barış ve insan hakları temelinde hareket etmek, her ülkenin ve bireyin sorumluluğudur. Masum insanların hayatını hedef alan eylemlere karşı durmak, sadece bir zorunluluk değil; aynı zamanda insani bir görevdir.











