Ağrı Dağı, 1932 yılında imzalanan Tahran antlaşmasıyla Yurdumuz sınırları içine alınmıştır. Bu anlaşma, Küçük Ağrı dağı da dahil olmak üzere Ağrı dağı bölgesinin tamamının Türkiye’ye bırakılmasını sağlamıştır. Karşılığında ise Van’ın Kotur bölgesinden bir arazi İran’a verilmiştir. Bu anlaşma 17 Haziran 1938 tarihinde TBMM’de onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
Görkemli Ağrı Dağı, hem yurdumuzun hem de ait olduğu coğrafya(Iğdır)’nın en gözde tabiat harikası ve tabiat anıtıdır. Aynı zamanda dinsel olaylara konu olduğu için de, yüzlerce yıldan beri bölge halkı tarafından derin bir saygıyla anılmaktadır. Günümüzde bile halk, Ağrı Dağı’na dönerek yemin etmekte ve “Eğer andımdan dönersem, her iki dağ gözlerimi kör etsin / veya bana genim olsun” demektedir. (Buradaki her iki dağ ile hem Büyük Ağrı dağı hem de Küçük Ağrı Dağı kastedilmiştir). Eğer bir kişi, her yönden çok güçlü olan biri tarafından korunuyorsa “Sen arkanı Ağrı Dağına dayamışsın” derler. Ağrı dağı aynı zamanda güç ve kudretin de sembolü olmuştur. Birine kızıldığında öfkesini dindirmek için “ Arğı ilanı seye genim olsun /Ağrı Dağı yılanı seni vursun” anlamında beddua da edilir. Çünkü halk inanışına göre yılanların şahı olan “Şamaran” Küçük Ağrı’da yaşamaktadır. Bu inanışı, Ağrı Dağı efsanelerinden olan ve tarafımdan ilk tespiti yapılan “Yılanlarla Kartalların Savaşı” efsanesinde anlattık. Ağrı dağı, tarihi ve kültürel önemi nedeniyle farklı din ve milletlerde çeşitli isimlerle anılmaktadır. Özellikle Nuh Tufanıyla ilgilendirildiği için de dağa, dağa kutsallık atfedilmiştir. Hristiyanlık (Yahudilik ve Hristiyanlık) : Ağrı dağı, Kitabı Mukaddeste, bu gizemli özelliğinden dolayı Nuh’un Gemisinin Tufandan sonra oturduğu yer olarak Ararat Dağları şeklinde geçmektedir.
İslami kaynaklarda ve Kur’an’da Nuh’un Gemisinin karaya oturduğu dağ, açıkça Cudi dağı olarak geçmektedir. (Kur'an. Hud suresi 44. Ayet). Ancak bazı İslami yorumlarda ve halk inanışlarında Ağrı Dağı, Nuh’un gemisiyle ilişkilendirilmiştir.
Türkler: Ağrı Dağı veya Selçuklular dönemlerinde Eğri Dağ olarak bilinir. Merhum Fahrettin Kırzıoğlu Hoca tarafından ise Dede Korkut’da geçen “ Arkurı Duran Dağ”ın Ağrı Dağı olduğu yorumlanmaktadır.
Yine aynı Şekilde Prof. Dr. Ali Kafkasyalı hocamız da Cudi, aslında Ağrı dağıdır yorumunda bulunmuştur.
Ermeniler: Ararat veya Masis olarak adlandırırlar.
İranlılar: Kuhi Nuh olarak adlandırırlar.
Araplar: Büyük Ağrı’ya Cebelül Haris, Küçük Ağrıya da Cebelül Hüveyris adını vermişlerdir.
Yüce Ağrı Dağı, aynı zamanda halk arasında bilge ve saygı duyulan bir “ana” ya benzetilmektedir. Halk arasında anneler için söylenen “Ağrı Dağı gibi kadın” deyimi, kutsal Ağrı Dağı ile annelerin nasıl özdeşleştirildiğini açık bir şekilde göstermektedir.
Yüzlerce yıldan beri halk arasında anlatılarak günümüze değin ulaşan birçok efsane, Ağrı Dağı’nın nasıl oluştuğu ve Ağrı adını nasıl aldığı hakkındadır. Bunlardan “İki Bacı Efsanesi” en çok sevilerek anlatılanıdır. Yine zirvesini hiçbir zaman terk etmeyen “Kartal Efsanesi”… Ayrıca, şimdi, Stanford Üniversitesi, biyoloji bölümü Doğa Koruma Bilimi Merkezinde Öğretim Üyesi olan Çağan Şekercioğlu 17 Ağustos2009 tarihli Hürriyet Gazetesinde , “Şam Kartalı” adlı bir türün Ağrı Dağında yavrulamasını tesbiti, biyolog kuşçuların dikkatlerini bu dağa çevirmiştir. O’nun verdiği bilgilere göre, sonbahar göçünün doruğa çıktığı, 15 Eylül- 15 Ekimde, Ağrı Dağında Üreyen Şam kartalı, Ardahan’da üreyen Orman Kartalı, buradan geçiyor. Akbaba gözlemi için ideal bölge Arpaçay Kanyonunun yanındaki Anı Harabeleri, Kartallar için Iğdır-Karakoyunlu’nun sekseninci kilometresindeki kayalık bölge, Aras nehri ve Kuyucuk Gölü’nün birer kuş cenneti olduğunu kaydetmektedir. Bütün bunlara ilaveten. Nuh’un Gemisinin burada oluşu, Ağrı Dağını Üç Semavi dinin ve İlahi kitapların ( Tevrat-İncil-Kur’an) inanç turizmi alanı yapmıştır.
Ağrı dağı, yurt içi ve yurt dışındaki dağlarla da irtibatlandırılarak çeşitli Efsanelere, şair ve sanatkârlara konu olmuştur. Bunların başında “Elagöz/Elayaz Dağları”, Azerbaycan-Nahçivan Özerk Cumhuriyetindeki “Gemikaya” ve Ağrı Dağı Coğrafyalarındaki yer adlarının, Tufandan sonra, Hz.Nuh tarafından verildiğine inanılmaktadır. “Gemikaya” adı da Nuh’un Gemisinden bu adı almıştır. Hatta Nahçıvan İsminin bile aslı “Nuh Çıkan” diye yorumlayan Azerbaycanlı hocalar vardır.
Ozan Solmaz Gürsoy Aşağıdaki şiirinde bu adları anlatmaktadır:
ALLAHUEKBER-SÜPHAN-AĞRI DAĞI
Çakılınca bir zirveye gemisi,
-Allahuekber dedi, kurtuldu ol Nuh…
Yola devam etti, şaştı kimisi,
Bir daha takıldı, irkildi ol Nuh…
Ya Süphan, deyince selamet buldu,
Ne meşakkat çekti, ne oldu yoruldu,
Tufan denizinde durdu, duruldu,
Günah kefesinde, tartıldı ol Nuh…
Nihayet imanla coşunca bağrı,
Sıtk-ı yürek ile eyledi çağrı,
Bir dağa takıldı, geminin böğrü,
-Ne Ağır dağ, diye sarsıldı ol Nuh…
Rivayeti böyle diyen erenler,
İlk dağın adını Allahuekber,
Ötekine Süphan, son ki Ağrı, der;
Söylerler:-Dediğin tutuldu, ol Nuh…
Biri Kars, biri Van, biri Ağrı’da,
Yükselen bu dağlar, bize çağrıda,
Derler ki:- Doğruyu bulun eğride
Bu sır perdesiyle, örtüldü ol Nuh.
Ağrı Dağı’nın binlerce yıldan beri dinsel kitaplara ve efsanelere konu olmasının yanı sıra, halk tarafından çok saygı duyulup sevilmesinin diğer bir nedeni de, Anadolu’nun en güzel gelini ile özdeşleştirilmiş olmasıdır. Ağrı Dağı’nın zirvesinde bulunan kar ve buzullar, bölge halkı tarafından bir gelinin beyaz duvağına benzetilmektedir. Dağın zirvesi sis ve bulutlar ile kaplı olduğu zaman, bölge halkı gelinin insanlara dargın olduğunu ve bu yüzden beyaz peçesini açıp yüzünü insanlara göstermediğine inanmaktadır. Bundan istifade ederek birçok şiirler yazılmıştır. (Edebiyatımızda Ağrı Dağı konulu yazımda bunlar ayrıca verilecektir.)
Bölge Halkının inancına göre, Firdevsi’nin yazdığı ve İran’ın Milli destanı Şahnamede geçen Meşhur Pehlivan Zaloğlu Rüstem, Ağrı Dağına gelmiştir ve Ağrı Dağı efsanelerinden birinde geçen “Ağ Devi” alt etmiştir. Ayrıca zirvede bekleyen “AĞ DEV” inancı Ağrı Dağının nefes alıp, içini çektiğine inanılması, dağların gazaba gelip, çarpıştıklarına inanılması, Yakup Manastırından dolayı, Hz. Yakub’u; İrem Bağından dolayı da Hz.Havva ile Hz.Adem’i Ağırladığına inanılan, yeryüzündeki dağlar arasında ruhu olduğuna inanılan bir dağdır. Ağrı Dağı:
1-Sönmüş bir volkan oluşuyla, 2-Yüksekliğiyle, 3-Aromalı bitki örtüsüyle, 4-Canlı hayvan yapısıyla, 5-Tarihiyle, 6-Yaylalarıyla, ovalarıyla, mağaralarıyla, ormanıyla, 7-Kendisini ünlü yazar, sanatkârların konu edişiyle, muhteşemdir. Ağrı Dağı’nı gezip, görüp, tırmanıp da ona âşık olmayan yoktur.
Burada hem dağlarla hem de Ağrı Dağıyla ilgili birkaç atasözü ve deyimi zikretmek istedik:
“Ağrı Dağından kar bağışlamak” (Bu söz, hastaların çok güç olan son arzu ve isteklerini yerine getirmek için söylenmiştir. Yazın çok sıcak olduğu bir vakitte serinlemek için, Ağrı dağının zirvesindeki kara ulaşmak çok zordur. Hastanın böyle bir zamanda o karı istemesi durumunda oradan getirilen kar çok değerlidir.)
Bu sözün ikinci bir yorumu da verileni, sunulanı, hediyeyi veya yapılan bağışı küçümsemektir. “Kışın karın bağışlanması gibi”.
- Başın Ağrı dağı kadar olsa (bile) dibin kılcadır.
- Her vakit Ağrı yol (geçit) vermez.
- Arğıya and olsun ki…” //Ağrı’ya and olsun ki …
- Ağrı dağı sinesinde Keşiş Bağı vardır. (Bu bahçe hala durmaktadır).
- Arğıya and olsun ki…” //Ağrı’ya and olsun ki …
- Ağzımı Arğı’ya gadıyıp./ Ağzımı Ağrı dağına vermiş. (Yapılacak işi zorlaştıranlar için söylenir)
- Başın dağca olsa dibin kılcadır.
- Arğıya and olsun ki…” //Ağrı’ya and olsun ki
- Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur.
- NuhNebiden kalmadır .(Her hangi bir şeyin çok eski olduğunu bildirir).
- Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.
- Dağ yıkılmazsa dere olmaz.
- Dağ yürümezse Abdal yürür.
- Allah dağına bakar kar verir, bağına bakar bar verir.
- Dağına göre kar yağar.
- Dağdan gelip bağdakini kovmak.
- Dağ dağın üstünde olur, ev evin üstünde olmaz.
- Dağ ne kadar yüksek olsa yol üstünden aşar.
- Dağ başı dumansız olmaz.
- Dağ başından duman, yiğit başından boran eksik olmaz.
- Dağın gözü yolun kulağı vardır.
- Dağlar beylerden zengindir.
- Dağa ekmeksiz, aşsız, arkadaşsız çıkma.
- Dağ gülü bağda bitmez, bağ gülü dağda bitmez.
- Dağlar marala galdı. / (Dağların ceylanlara kalması kış gelince elin dağdan göç etmesi demektir).
- Dağ gibi yiğit. / Ağrı dağı gibi yiğit.
- Dağ ardında olsun yer altında olmasın.
- Dağdeyip dangırdama, dağın sahibi vardır. / Dağın da kulağı vardır.
- Arxanı ya bir dağa ver, ya bir beye ver. / Arkanı ya bir dağa ver, ya bir beye ver.
- Dağda yedim şor, kere, pox yedim gettim ere. (Mutsuz evlilikler için söylenmiş mahalli bir sözdür.)
- Dostluk dağca, hesap kılcadır.
- Allah dağına göre kar, bağına göre bar verir.
- Korku dağları bekler.
- Dağdakeklik sayılmaz.
- Goy desinler Şah bu dağın bağı var; meyvası yox, ayvası yox, narı var.
- Madenli dağda ot bitmez.
- Armudun iyisini dağda ayılar yer.
- Dahası dağda, yarısı yolda.
- Danışıklı dağ aşar.
- Evde avrat, dağda ırgat.
- Şirin olmasaydı Ferhat dağları delmezdi.
Yukarıdaki atasözü ve deyimlerden de anlaşıldığı gibi halkımız, duygu ve düşüncelerini hem Ağrı Dağıyla hem de dağlarla çok güzel bir şekilde dile getirmişlerdir.
Ağrı Dağı, sinesinde Cennet bahçelerinden biri olan “İREM” bağını da barındırdığı için bu dağa “cennet-mekân” da denilmektedir. Kerem İle Aslı, Tahir ile Zühre, Ferhat ile Şirin gibi halk hikâyelerinde görülenlere benzer engellerle karşılaşılan bir sevda efsanesi de Ağrı dağında Ahmet ile Gülbahar’ın aşklarıdır. Yaşar Kemal, bu konuyu Ağrı Dağı efsanesi adlı romanında işlemiştir. Bu aşk, Ağrı dağının kuzeybatı yüzünde 3600 metrede bulunan Küp gölünde mutsuz ve hazin bir şekilde sona erer. 1975’de bu romanla ilgili bir de sinema filmi yapıldı.
Ağrı Dağının, yüzde altmış beşi Iğdır ilindedir. Bu yüzden Iğdır sevdalılarının bu dağla ilgilenmelerini istiyorum. Ağrı Dağının coğrafyamıza katılışından bu yana üzerinde pek bir şey yapılmamıştır. Iğdır eski valisi Dr. Mustafa Tamer’in konu ile ilgili önemli projeleri vardı birazını uyguladı sonra gidince bıraktığı yerde kaldı. Belki terör olayları bu konuyu da olumsuz etkilemiştir, ama çok şükür ülkemiz bunu da atlatmış sayılır. İnşallah kaldığı yerden devam eder.
Bir Ağrı Dağı sevdalısı da Iğdırlı delikanlı İskender Iğdır’dı. Nasuh Mahruki ile birlikte Ağrı Dağı tırmanışında 23şubat 2000’de çok müessif bir kaza ile hayatını kaybetmişti. Ona Allah’tan rahmet diliyor ve kazanın olduğu “Öküz Deresi” mevkiinin adının da “İSKENDER IĞDIR” olarak değiştirilmesi biz Iğdırlıları çok sevindirmiştir.
Iğdırlı iş adamlarının Ağrı Dağı konusundaki araştırma, çalışma ve turizme yönelik gayretlerini umuyor ve bekliyoruz.
KAYNAKLAR :
1-Turgut Öcal, Iğdır Folkloru ve Etnografyası, Lisans Tezi Erzurum, 1970.
2-Turgut Öcal, Karahanlı Murat Yıldız, Hayatı ve Eserleri Üzerine Bir araştırma. (Yüksek Lisans Tezi ), Erzurum, 1995.
3-İlyas Üzüm, İnanç Esasları Açısından Türkiye’de Ca’ferilik, (Doktora Tezi). İst. 1993.
4-İsmail Parlatır, Deyimler, Ankara.2007.
5- Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler, TDK. Yayınları, Ankara. 1969.
6-Ömer Asım Aksoy, Atasözleri Deyimler Sözlüğü, İstanbul. 2016.
7- Metin Yurtbaşı, Sınıflandırılmış Atasözleri Sözlüğü, İstanbul. 1995.
8-Turgut Öcal, Iğdır Ağzı Sözvarlığı. (Basılmamış).
9-Yaşar Kemal, Ağrı Dağı Efsanesi. İst. 1970.
10-Ali Kafkasyalı, Yerli ve Yabancı Bazı Kaynaklarda Ağrı Dağı ve Nuh Tufanı .(Sunum)












