Dinimizin iki bayramından biri Ramazan, biri de kurbandır. Birbirine yakın olmakla birlikte ben bu bayramın İslami edebiyatta ki rivayetini kısaca sunmak istiyorum. Dini yönlerini ilahiyattçılar zaten anlatmaktadır.
Prof. Dr. Agah Sırrı Levent, kurban olayını, Divan Edebiyat’ı adlı eserini 112. sayfasında şöyle anlatırr: Hz. İbrahim, Allah’tan bir oğlan çocuk istedi ve Rabbi de ona İsmail’i verdi. Bir gece rüyasında (Allah’a ettiğin ahdi yerine getir) denildi. İbrahim oğlunu alıp dağa çıktı. Dağ titredi. Nihayet Hz. İbrahim İsmail’i yatırdı kurban etmek için ağlaya ağlaya bıçağı boğazına bastırdı. Bıçak derhal tersine döndü. İkinci defa tekrar kuvvetle bastırdı. Bu defa da bıçak ikiye bölündü. O sırada Allah, Cebrail vasıtası ile oğlunun yerine kurban etmek üzere bir koç gönderdi. Böylece İsmail kurtuldu.
Bu olayı Fuzuli şöyle ifade eder:
Gerçi İsmail’e kurban gökten inmiş, kadriçün
Hak bilür kadr için İsmail ana kurban olur.
Dini ve Milli, bayramlar insanların dünya sıkıntılarına ara vererek, nefeslendiği neşeli günlerdir. Ama tüm bayramlarda ve özellikle dini bayramlarda sadece eğlenmekle yetinmemeliyiz. Bir de çok önemli görevlerimiz olduğunu asla unutmamalıyız. İmkanı olup da kurban kesenler, imkansızlara mutlak infak etmelidirler. Hiç şüphesiz ki başta fakirleri, akrabaları ve komşuları asla unutmamalıdırlar. Bayram vesilesi ile küsleri derhal barıştırmalıdırlar. Affetmeyi hatırdan asla çıkarmamalıdırlar. Bu konuda ünlü şair A. Karakoç şöyle sesleniyor:
Bayram af günüdür, barış günüdür,
Bayramlar rahmete giriş günüdür.
Bayram hak menzile varış günüdür.
Gönlümü verdiğim bayramlar hani?
Diyerek gönül verdiği bayramları aramaktadır. Kurban bayramı, aynı zamanda hac ibadeti mevsimidir. Kur’an-ı Kerim’de : “… Her kim Hac ve Umre niyeti ile Kabe’yi ziyaret eder ve onları tavaf ederse…” 2/158, “Haccı da Umre’yi de Allah için tamamlayın…” 2/196 ayetleri ve diğerleri hac ibadetini işaret etmektedir. Kur’an’da ayrıca bir hac suresi vardır. İbrahim Peygamberi Kabeyi yeniden inşa etmeye ve onu ziyaret edecekler için tertemiz halde bulundurmaya Allah tarafından vazifelendirdiğini bildiren ve 78 ayetten oluşan Mekke’de nazil olmuş Kur’an’ın 22. Suresidir.
Hac, islamın beş temel şartından birisidir. İmkanı olan Müslümanların Zilhicce ayında Kabe ve çevresini usulüne uygun ziyaret ve tavaf etme ibadetidir. 14. Yüzyılın ve Türkçenin en büyük şairlerinden Yunus Emre, insanları şu beyitleri ile uyarmaktadır:
Ak sakallı pir koca, bilinmez hali nice?
Emek vermesin haca, bir gönül yıkar ise
Yunus Emredir hoca gerekse var bin haca
Hepisinden eyüce bir gönüle girmektir.
Mısraları ile hacıların, gönüllere girmesini, gönülleri yıkmamasını hac ibadeti kadar önemli görmüştür. Ayrıca yüce Peygamberimiz: “Birbiri ardınca hem hac, hem de umre yapın. Bunlar fakirliği ve günahları giderir.” Hadisi ile bu ibadeti teşvik etmektedir.
Hac, gerçekte kişinin yurdundan, evinden hicret ederek, daha dünyada iken Rabbine yükselmesidir. Yaratılışın ve ahretin sembolik bir gösterisidir. Bu gösterinin kahramanı kişinin kendisidir. Burada herkes eşit sayılır. Hiçbir ırk, cinsiyet ve sosyal statü ayrımı yapılmaz. Üstünlük ölçüsü sadece takvadır. Bütün bunlar haccın ders alınacak hikmetlerindendir. Hac ibadetinin en önemli bir rüknü da kurban kesmektir. Aslında kurban, insanın yaratlışıyla başlamıştır. Gaye yönünden farklı olmakla beraber bütün dinlerde ve devirlerde de ortak unsur olarak devam ede gelmiştir. İçinde kurban olmayan hiçbir din, hiçbir kavim veya hiçbir ümmet yoktur. İnançlar ve ibadetler devam ettiği müddetçe kurban da devam edecektir.
Kurban, Arapça bir kelime olup, sözlükte yakınlaşmak, yakın olmak demektir. Allah’a yakınlık veren bir nesnedir. Diğer bir ifade ile kendisi ile Allah’a yaklaşılandır. Maide suresinin 27. Ayetinde Adem’in iki oğlunun Allah’a sundukları kurban anlatılmıştır. Hac Suresinin 34. Ayetinde: “Biz her ümmet için kurban kesmeyi meşru kıldık…” diyerek konunun hem mazisini hem de istikbalini (yani tarihi sürecini) izah etmiştir. Bu vesile ile görüyoruz ki Kurban Bayramı, milyarlarla ifade ettiğimiz ve sayıları her yıl devamlı artan Müslümanların, dinimizin temel ibadeti olan haccın, kutsal topraklarda ifa edildiği günlerde kutlanır. O anda orada olmayan diğer Müslümanlar ise kurban bayramının mutluluğunu bayram maneviyatı ile ve kestikleri kurbanlarla, bulundukları mahalda yaşarlar. Unutmayalım ki, kesilen kurbanların hiçbirinin ne eti ne de kanı Allah’a varır. Burada önemli olan imkanlıların imkanlarını, imkansızlarla paylaşmaktır. Sadece şunu bilmeliyiz ki, makbul bir hacı günahlarından sıyrılmıştır. Bundan sonraki hayatında hacılığını koruyabilse ne mutlu o kişiye.
Tarih boyu kurban merasimlerine Müslüman olsun olmasın hep rastlanılmıştır. Kurban ilkel kabilelerde, eski Amerikan inançlarında, Mayalarda, Eski Yunanlılarda, Eski Romalılar da, Eski Cermenlerde, Eski Kuzey Avrupa dinlerinde ( Keltlerde-Slavlarda), Fenikelilerde, Samilerde, Moğollarda, Eski Türklerde,Hititlilerde, Babillilerde,Asurlularda,Sümerlerde,Hintlilerde,Çinlilerde,Japonlarda,Yahudilerde kurban hep olagelmiştir.
Edebiyatımızda da Kurban Bayramı çeşitli vesilelerle işlenmiştir. Dede Korkut Kitabında mağrur ve cahil bir bey-yiğit olan Deli-Dumrul, sonraları Allah’ın büyüklüğü önünde ona şöyle yalvarır:
Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Görklü Tanrım!...
Çok cahiller seni
Gökte arar, yerde ister,
Sen hod müminler gönlündesin
…..….….…..…..
Aç görsem doyurayım senin için,
Çıplak görsem donatayım senin için.
Bu şiirde milletimizin sosyal adalet felsefesinin bir özünü görmekteyiz.
Ayrıca Ata sözümüzde: “İyiliği yap, at denize , balık bilmezse Halik bilir.” Denmektedir. Bayramlar aynı zamanda karşılıksız iyilik yapma günleridir:
“ Komşusu aç yattığını bildiği halde rahat uyuyan kimse mü’min değildir/ bizden değildir.” diyen bir Peygamberin ümmetinden olmayı hak etmeliyiz.
“Kurban vere vere kurban kesecek halimiz kalmadı gitti.”diyor. Merhum Ahmet Kabaklı. Karadenizli vatandaşımız ise :
- Kesileyumsaa…Demiş.
Meçhul saz şairimiz ise:
Yılda kurban bir olur.
Her gün kurban sana ben.
Deyişi ile sevgilisine karşı sonsuz aşkını kurban söz ve manasıyla çok güzel ifade etmiştir.
Maalesef koç yiğitlerimizi kurban vere vere Türk insanı adeta canından bezmiştir. İnsanımızın bu sabrına kurban olmamak mümkün değildir. İstiklal Marşımızın ünlü şairi Mehmet Akif Ersoy:
“Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal” Sözleri ile bayrağımıza seslenmektedir.
İnşallah bu Kurban Bayramı, vatana kurban olan şehitlerin yüzü suyu hürmetine terörün kendisini milletimize kurban ederiz. İstiklal Marşından sadece 150 yıl önce yazılmış divan şiirinde, Lale Devrinin ünlü şairi Nedim, sevgilisine şöyle sesleniyordu:
Ey benim aşkına bülbül gibi nalan olduğum,
Iyddır (Bayramdır) çık naz ile seyrana, kurban olduğum.
Dinimizin içli şairi Yunus Emre’nin lügatinde kin yoktur. Sadece sevgi vardır:
Hak bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olur.
Bir dem gelir zari olur, bir dem gelir şadan olur.
Bilhassa Türk insanına ve insanlığa seslendiği şu mısraları çok önemlidir:
Ben gelmedim davi için
Benim işim sevi için
Diyen Yunus’un çocuklarının her biri bu gün bir kavgada, bir cenkte kurban oluyorlar. İşte bunun için divan şairimiz Fuzuli de:
“Zilhiccemiz muharrem olmaktadır.”
Demektedir.
Mehmet Akif, bayramı şöyle tanımlar:
Afak bütün hande, cihan başka cihandır;
Bayram ne kadar hoş, ne şetaretli zamandır.
Bayram zamanını ve bayramın tüm safhalarını Akif, Safahat’ın 1. Kitabında “ Bayram” adlı 94 mısralık şiiri ile tasvir etmiştir.
Türk halkı bazen duygu ve düşüncelerini Atasözü ve deyimlerle de dile getirmektedir. Bayramla ilgili olanlarından birkaçı:
1-Yeri ve zamanı değilken gösterilen bu ilgi nereden çıktı? Anlamındaki duygularımız için: “Bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü? Deriz.
2- Söylenen bir sözü konu ile hiçbir ilgisi olmayacak şekilde yanlış ve ters anlamış bir kişi varsa ona: “ Bayram haftasını, mangal tahtası anlamak/anlamışsın.” Deriz.
3- Yakışıksız, zevksiz ve gelişi güzel biçimde süslenmişlere: “Bayram koçu gibi” yakıştırmasını yaparız.
4- Çok ağır ve kaba sözler söylemek, hakaret etmekli bir tavrımızı da: “Açtırma bayramlık ağzımı” deyimi ile ifade ederiz.
Bu bayramda evlatlarını vatana kurban etmişlerin duygularına tercümanlık yapan Azerbaycanlı büyük Türk Şair Şehriyar,şöyle bir kutlama yapmaktadır:
Yaslı görüştür, hurma ver,
Şirni (şeker) galsıngıyamete.
Dünyadan vazgeçen oğul,
Bayramın mübarek olsun.
Şehit camın(kadeh) içen oğul,
Bayramın mübarek olsun.
Saflar içre san verdin sen,
Cephelerde can verdin sen,
Kansızlara, kan verdin sen,
O pak kana, kanlar kurban!
Bayramın mübarek olsun.
O pak cana canlar kurban!
Bayramın mübarek olsun.
Bir başka şiirinde ise oğlunu şehit verdikten sonraki annenin feryadını şöyle dile getirir:
Senden sonra baş götürüp,gittim, gözden ittim bala,
Her gül gördüm, çeşme gördüm, sana niskil (arzu) ettim bala,
Gayıdanda ( döndüğümde) desmalımda (mendilimde) toprağından gettim (getirdim) bala,
Hüseyin’in türbeti gibi saklamışam şefaate
Şehit balam! Bayram senin, görüş kaldı kıyamete
Şiirin tamamı 13 kıta olup, 65 mısradan ibarettir.
Ben de bu duygular ve düşüncelerle milletimizin kurban bayramını kutlar, şehit analarıma Allah’tan sabır dilerim.











