Kutlu Doğum Haftası, 1989 da konulmuştur. O sene ilk defa Ankara içinde birçok etkinliklerle yapılmış daha sonra yurt sathına yayılmış olup, hatta sınırlarımız dışına çıkmıştır.
Kutlu Doğum, Hz. Peygamberin ( SAS) doğumunu yurt sathında anmak içindir. Hz. Peygamber (SAS) Rebiül -evvel ayının on ikisine rastlayan Pazartesi günü doğmuştur. Ay yılı, güneş yılından 11 gün eksik olduğundan, bahse konu doğum günü (Mevlid) de bütün seneyi dolaşırdı.
Bu haftanın amacı, peygamber efendimizi önce doğru anlamak, sonra doğru anlatmak ve insanlığa mesajlarını da çarpıtmadan, yeniden ulaştırmaktır. Bugün, sabit zamanı belirlemede güneş takvimi, dünyaca kabul edilmiş olduğuna göre, Hz. Peygamber (SAS) Efendimizin tam doğduğu ay ve günde anılması daha uygundur görüşünden hareketle 21 Nisan tarihi, yurdumuzda anıla gelmiştir. Rebiül - evvelin 12. Gecesi Miladi takvie göre 14 Nisan 571 tarihi olarak kabullenilmiştir. Böylece bu sene (2013) ,Hz. Peygamberin 1442. doğum yıldönümüdür.
Hz. Peygamberin (SAS) nesebini Hz. İbrahim’e kadar götüren tarihçiler (Taberi) vardır. O’nun vasıf ve fiziki özellikleri , “Hilye”lerde , “Siyer - i Nebilerde” bulunmaktadır. En yakınında bulunan Hz. Ali , Rasulallah(SAS)’için :
“Birden O’nu gören , heybetinden ürkerdi , tanıyıp O’nunla görüşen O’nu severdi , O’na gönül verirdi” Diyordu.
Muhammed: “ Pek çok hamd ü sena olunmuş, övülmüş demektir” peygamberimiz altı yaşlarında annesini kaybetmiş. Zaten babadan yetim kalan Efendimize, dedesi Abdulmuttalip bakmıştır. Dedesinin ölümünden sonra amcası Ebütalip, O’nu yanına almıştır ve O’nun yetişmesinde büyük bir özen göstermiştir. Olgunluk çağına amcasının evinde girmiş ve Hz. Hatice annemizle, Hz. Ebutalib’in yanındayken evlenmiştir.
Efendimize 40 yaşında Nübüvvet, 43 yaşlarında Risalet gelmiştir. 23 senelik peygamberlik hayatı boyunca dinlenmeden çalışmıştır. O nasıl biriydi:
O, ömrü boyunca irşat (aydınlatma) etmiştir.
O,İslamiyetten önce de hakkı ezenlerin karşısına çıkmıştı: “Hiflü’l - Füdul” cemiyetiyle mazlumların haklarını zalimlerin elinden almıştı.
O, sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz demiştir.Merhamet ediniz ki merhamet edilesiniz.
O, güzel ahlakın yaşayan timsaliydi.
O, “ben sizlere sadece muallim olarak gönderildim” diyor ve en büyük muallimdi.
O, yalanı asla sevmez. Hayatta yalan konuşmazdı. Onun için “ Emindi”.
O’nun giydiği elbisesinden başka elbisesi yoktu. O bunula birlikte İnsanlara : “güzel giyininiz , o kadar ki insanlar arasında yüzdeki ben gibi olunuz”. Diyordu.
O, Allah yolundaki en büyük mücahitti.
O, hayatında bir defa olsun kalp kırmamıştır.
O, mazlumun yardımcısı, zalimin düşmanı idi.
O, önce gönülleri ,sonra Mekke’yi fethetmişti.
O: “Ben mü’minlere kendilerinden daha yakınım, isterseniz”, Ahzab.33/6 ayetini okuyun.
O, münafıklar için de bir rahmettir, Allah Resulü onlar hakkındaki perdeyi yırtmadı. Bu mevzuda Kafir de Allah Resulünden istifade etmiştir. Zira Cenab - ı Hak Habibine hitaben: “Sen onların içinde bulunduğun halde, Allah onlara azap edecek değildir…”(Enfal.8/33) İşte bunun için “Alemlere rahmetti”.
O, kendisine dahi farklı muamele yapılmasını sevmezdi.
O, önünden geçmekte olan bir cenazeye bakarak ayağa kalkmıştı, Ashaptan birisi O’nu uyararak Ya Rasulallah, o bir Yahudi cenazesidir demişti. Nebiler Serveri(SAS.), hiç tavrını bozmadan, şu cevabı veriyordu: “Ama bir insan”…
O, ülkesinin hâkimi olmasına rağmen o kadar mütevazıydı ki hep sade kaldı. Ümmetinin en fakiri gibi yaşıyordu. Hasırda uyur, sade giyinir, çok az yer, çok zaman da aç kalırdı.
O, hiç beddua etmezdi.
O, hep severdi ve diyordu ki: “Bir birinizi sevmedikçe cennete giremezsiniz”.
O, sokakta oynayan çocuklara selam verir, bazen de oyunlarına iştirak ederdi. Ağlayan bir çocukla birlikte ağlardı, ta o susuncaya kadar.
O’nun ahlakı, ilahi ahlak olan Kur’an ahlakı idi.
O, Hatemü’l - Enbiyadır. (son peygamberdir.)
O’na Allah, Kalem Suresinin 4. Ayetinde: “Sen yüce bir ahlak üzerindesin” diyordu.
O, diyordu ki: “Kim davet edildiği halde icabet etmezse, Allah ve Resulüne isyan etmiş olur. Kim de davetsiz olarak bir sofraya oturursa, hırsız olarak girer, yağmacı olarak çıkar.”
O, diyordu ki : “ En şerli yemek, sadece zenginlerin çağrılıp, fakirlerin çağrılmadığı yemektir.
3
O, Bütün çiçekler içinde bir çiçek (gül), bütün taşlar içinde bir taş (yakut), bütün insanlar içinde bir insandı (peygamber). O, şairin dediği gibi, elbette beşerdir, ama sıradan bir beşer gibi değildir. “O, fevkal beşerdi” Belki taşlar arasında yakut ne ise, insanlar arasında Muhammed de odur. “Muhammedün beşerün lâ ke’l - beşer / Bel hüve yâkâtün beyne’l - hacer”
Peygamberlik görevini tam olarak yerine getirdikten sonra, Hicretin 11. Yılı rebiülevvel ayının on birinde (M. 632) Pazar günü, güneşin zevalinden sonra ve gruptan önce irtihal etmiştir. Dünyadan göçmüştür.
Edebiyatımızda ve Türk - İslam topluluğunda birçok adla ve sıfatla anılmıştır. Bu isimlerden birkaçı şöyledir: Ahmed, Ahmed - i Muhtar, Ümmi, Bahr - i Kerem, Fahrü’l - Kiram, Fahr - i – Cihan, Fahr - i – Kâinat, Habibullah, İki Cihan Serveri, İmam’ül Enbiya, Mahbub - ı Hüda, Mahmüd, Mustafa, Rasul, Rasullah…
Edebiyatımızda her şair O’nun hakkında “na’t” lar yazmış, hayatı savaşları ve mücadeleleri birçok edebi esere konu olmuştur. “Siyer - i Nebi” diye bir tür doğmuştur. Müslüman yazarların kitaplarının başında, “Besmele - Hamdele - Salvele” adiyle üç bölüme yer verirlerdi. Besmeleyle, eserlerine, Allah’ın adiyle başlarlardı. Hamdeleyle Allah’a şükranlarını dile getirirlerdi. Salvele ise salat ü selamın kısaltılmış şekliydi. Bu kısımda Hz. Muhammed’e saygı ifadesi olarak vaaz ve hutbelerin, konuşma, kitap ve yazıların başında dini bir vecibe olarak, salat ü selam getirilmesi veya yazılmasıyla sağlanırdı. Yenişehirli Avnî:
Dergahına takdîm - i selam et ki melâik
Neşr - i dürer - i salvele - i dembedem eyle
Dini ve Tasavvufi edebiyatımızı da hep O, zenginleştirmiştir. Klasik Edebiyatımızın Klasik eseri olan her “Divan” da anılmıştır. Berceste beyitlerde, tevhitlerde, münacatlarda, na’atlarda, mersiyelerde, methiyelerde, güzellemelerde, ilahilerde, nefeslerde, hilyelerde, mevlitlerde, Muhammediyelerde hep O anlatılmıştır. Onların tümünü buraya sığdırmamız mümkün değildir. Buraya ancak özetin özeti olan birkaç örnek sığdırabiliriz. “Hilye - i Hakânî” 15.yy.’da,Türk Edebiyatının şaheserleri arsında önemli bir yere sahiptir. Hakanî, esrinin sonuç bölümünde dünya ve ukba (ahret) için dualarda bulunur ve der ki:
Hasılı ey şeh - i iklim - i vefâ
Sana canım da fedâ ben de fedâ.
4
Muhibbi(Kanuni Sultan Süleyman) ise ,şiirlerini topladığı Divanın O’nunla ilgili bir beytinde:
Evvel ahir bu Muhibbi senden umar mağfiret
İki alemde çü sensin “Rahmete’l - lil Alemin.
Her iki alemde de Rahmeten lil alemin olduğun için, eninde sonunda Muhibbi (Sultan Süleyman Han), senden mağfireti ummaktadır.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Hz. Muhammed (SAS)’in doğumunda, beşerin ve dünyanın içinde bulunduğu durumu , “Sfahat”’ın yedinci kitabı olan “Gölgeler” kısmında, Hilvan’da iken 11.Rebiülevvel.1347 / (28Ağustos1928)’de yazmış olduğu ve yirmi dört mısradan oluşan “Bir Gece” adlı şiirinin on iki beyitten meydana gelmiş, sadece bir kıtalık bölümünü sunuyorum. Şair şiirinin tümünde İslamiyetin Çok kısa sürede Bizans ve Sasani devletleri karşısında kazandıkları zaferlere de işaret etmektedir. Ayrıca âlemlere rahmet oluşu ile insanlığa kazandırdıklarını da ifade etmektedir.
BİR GECE
On dört asır evvel yine böyle bir geceydi.
Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi.
Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler.
Kaç bin senedir, hâlbuki bekleşmedelerdi.
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabii
Bir kere zuhur ettiği çöl en sapa yerdi.
Bir kerre de mamure - i dünya o zamanlar
Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta.
Dişsiz mi bir insan onun kardeşleri yerdi.
5
Fevza bütün afakına sarmıştı zeminin.
Salgındı, bugün şarkı yıkan tefrika derdi.
Şeyh Galip ise Efendimize olan sevgisini şöyle dillendiriyor:
Hutben okunur minber - i iklim - i bekada
Hükmün tutulur mahkeme - i ruz - i cezada
Sen Ahmed - i Mahmud u Muhammed’sin efendim
Haktan bize sultan - ı Mü’eyyedsin efendim.
Yunus Emre: Anadolu’muzun dervişi ve büyük mutasavvıfı, saf ve anlaşılır Türkçesiyle “Divanında” Hz. Peygamber (SAS)’e ait birçok emsalsiz şiiriyle seslenmiştir. Ama bunların hepsini veremeyiz.
İZİNİN TOZUNA SÜRSEM YÜZÜMÜ
Araya araya bulsam izini.
İznin tozuna sürsem yüzümü.
Hak nasip eylese görsem yüzünü.
Ya Muhammed canım arzular seni.
Necip Fazıl Kısakürek Günümüz şair ve yazarlarındandır. Cumhuriyet döneminde, her konuda kalemini çok ustalıklı kullanmıştır. Aslında Necip Fazıl Kısakürek, kendi dönemi Türk şiirinde, insanın evrendeki yerini araştıran, madde ve ruh problemlerini, irdeleyen, iç alemin gizli duygularını ve tutkularını dile getiren şiirlerine imza atmıştır. Peygamberimize de:
Müjdecim, kurtarıcım, efendim, peygamberim,
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim.
Diyerek, adeta bütün hayat felsefesini özetlemi
5
Süleyman Çelebi : Vesiletü’n - Necat adlı esrinde ( Mevlit’te) baştan sona kadar O’na seslenmiştir. Ancak burada birkaç örnek sunacağız:
Ey gönüller derdinin dermanı sen.
Ey yaratılmışların sultanı sen.
Ey risalet tahtının sen hatimi,
Ey nübüvvet mührünün sen hatemi.
Sensin ol sultan - ı Cümle enbiya
Nur - i çeşm - i evliya vü asfiya
Çünkü nurun ruşen etti âlemi
Gül cemalin gülşen etti âlemi.
Pirler Piri, Hoca Ahmet Yesevi, Orta Asya’dan, Onunla ilgili duygularını , Tasavvufî hikmetlerini içine alan “Dîvân - ı Hikmet” adlı eserinde uzunca ve manzum bir dille anlatmıştır:
Şeriattan, tarikattan beyan oldu.
Hakikatten Kur’an sözü Kelam oldu.
Bu cihana Muhammed’in nuru doğdu.
O nur ile iki cihan parlak oldu.
Nâbi (d. 1641, Urfa - ö. 1712, İstanbul), Dîvan Edebiyatı’nın ünlü şâiri olup, bir Hac seferinde Hz. Peygamber ile ilgili düşüncelerini, şiirleştirmiştir. Bu şiir, “Ravza - i Mutahhara” revnaklarında da kayıtlı olup, bütün Müslüman aydınlarca da bilinmektedir. Şair, “Sürre Alayı” ile Medine - i Münevvere’ye yaklaştıklarında, devlet ricalinden birinin, ayaklarını kıble tarafına doğru uzatarak yattığını görünce bundan çok rahatsız olup, üç beytini aşağıya aldığımız şiirini yazmıştır:
6
Sakın terk–i edepten, kuy–i mahbub–ı Huda’dır bu
Nazargâh–ı ilahidir, Makam–ı Mustafa’dır bu.
“Edebi terk etmekten sakın. Zira burası Allah–u Teâlâ’nın sevgilisi olan Peygamber Efendimizin (sav) bulunduğu yerdir. Bu yer, Hak Teâlâ’nın nazar evi, Resul–i Ekrem’in makamıdır.”
Habib–i Kibriya’nın hâb–gâhıdır faziletde
Tefevvuk–kerde–i arş–i cenab–ı kibriyadır bu.
“Burası Cenab–ı Hakk’ın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir. Fazilet yönünden düşünülürse, Allah Teâla’nın arşının en üstündedir.”
Yaratılmışlar iki gözünü körlükten açtı. Zira burası kör gözlere şifa veren sürmedir.”
Muraa–ı edeb şartıyla gir Nâbi bu dergâha
Mutâf–ı kudsiyadır bûse–gâh–ı enbiyadırı bu.
“Ey Nabi! Bu dergâha, edebin şartlarına riayet ederek gir. Zira burası, büyük meleklerin etrafında pervane olduğu ve Peygamberlerin hürmetine eğilerek öptüğü tavaf yeridir.”
O yüksek rutbeli kişi, Nabi’nin bu na’tını duyunca, kendisine söylediğini anladı ve hemen doğrularak ayaklarını Kıble yönünden çevirdi.
17. yüzyıl şairi Nâbi, Allah Resûlü’ne olan sevdasını böyle dile getirmişti.
Fuzuli (1482 - 1556) :“ Kaside der Naat - ı Hazret - i Nebevi” ( Nebiler Nebisi ve Efendiler Efendisi Övgüsü) adlı “ Su Kasidesinde” , su ile sevgiliyi ( Hz. Peygamber efendimizin) birleştiren, özleştiren bir şiir yazmıştır. Biz, Hz. Peygamber’i hep güle benzetilerek övüldüğünü bilirdik. Ama Fuzuli O’nu su ile dile getirmiştir. Buna Fuzuli farkı diyebiliriz. “Su Kasidesi” 32 beyit olup, her beytinin sonunda redif olarak “ su” kelimesi tekrar edildiği için “Su Kasidesi” adı ile anılan bu müstesna şiir, çok meşhur olmuştur. Prof. Dr. İskender Pala’nın ifadesi ile belki hiçbir Türk şairi bu aşkı, Fuzuli kadar samimiyet, coşku, heyecan, duyarlılık ve içten anlatamamıştır. Fuzuli, suyu bir çölde gören adam. Bulunduğu iklimde Kerbela toprağında suya ipotekli bir hayatın çocuğu. O coğrafyada suyun adı Fırat’tır, Dicle’dir ve Dicle hayat demektir. Eğer Hille’de Fuzuli’nin yaşadığı Bağdat
7
civarında, o Mezopotamya dediğimiz iki ırmağın arasını bir Fırat ile bir Dicle ile doldurmasaydı orada şüphesiz hayat sekteye uğrardı. Nitekim Hz. Peygamber efendimizin “Gözümün nurları” dediği Hasaneyin’den Hz. Hüseyin’e Fırat suyu verilmeyip, O’nu susuz şehit etmişlerdi. Bu da ümmetinin O’na vefasızlığıydı.
Suya versin bağban gülzarı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzare su
Bahçıvan gül bahçesini, tek tek gülleri sulayacağım diye zahmet etmesin. Bir uçtan diğer uça suya tutsun, her tarafı su bassın. Tek tek güllerin dibine su dökeceğim diye çabalamasın. Suyu bahçeye adeta doldursun. Bahçıvan ne yaparsa yapsın senin (Hz. Peygamberin) yüzün gibi, yüzünün gülü gibi bir gül tekrar açılacak değil o bahçede. Madem böyle, o halde bahçıvan bahçeyi sulayacağına sele versin ve işini bitirsin.
Hak - i pâyına yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını taştan taşa ûrûp gezer âvâre su.
Burada Şair, suyun kendi mecrasında akarken çağıldayışını ve bu esnada taşlara çarparak ilerleyişini “teşhis” sanatiyle işlemiştir. (Ey peygamber, senin ayağının toprağına ulaşabileyim diye şu su, nice ömürlerdir, hiç durmadan başını taştan taşa vurup gezmede.)dir demektedir.
Dest - bûsu arzusuyla ölürsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun ânınla yâre su.
Eğer sevgilinin(Hz. Peygamber’in), elini öpme arzusuyla, o iştiyak ile can verirsem, ben öldüğüm zaman mezarımın toprağından bir kâse yapın onunla sevgilinin eline su ikram edin ki hiç olmazsa o zaman sevgilinin elini öpebilmiş olayım. Biz burada çok meşhur olmuş birkaç şiir, birkaç beyit sunabildik. Hiç Şüphesiz ki O’nu sadece bu hafta münasebetiyle anmıyoruz. Bizi biz yapan sevgililer sevgilisini hiç aklımızdan çıkarmadık. O’nu her gün, her saat, her dakika her nefeste anmaktayız. O’nun adının zikredilmediği hiçbir mekânda olmak istemeyiz. Seni millet olarak da hep sevdik ve senin ümmetinden olmak şerefini bize bağışlayan Rabbimize hep şükrettik.
8
Şâirlermiz , peygamberlerin büyük mu’cizelerine de işaret etmişlerdir. Hz. Peygamber (SAS)’in hayatı boyunca göstermiş olduğu “mucizelerden” bir kaçının , Türk Edebiyatına nasıl aksettiğini, sınırlı da olsa örneklendirmeğe çalışacağım:
M i’ r a c’ a G i t m i ş t i : Bu olayla ilgili Kur’an’da bir sûre vardır. Gece yürütmek anlamına gelir. Rabbi ,O’nu bir gece Kâbe çevresinde ,Ümmü Hanî’nin evinde uyku ile uyanıklık arsında iken Cebrail’i gönderip , “Burak’a” yani manevi bir bineğe bindirerk, önce Mescid - i Aksa’ya götürmüş, oradan da Mi’rac denilen manevî bir merdivenle göklere çıkartmıştır.
Mekke – Kudüs arası ,yer yüzü yolculuğuna İsra ; gök katları yolculuğuna Mi’rac ; bu geceye de Mi’rac Gecesi denir. Bknz . Kur’an, Isra , 17/1. Seyyid Nesîmî , bu mucizeyi şöyle beyitleştirmiştir:
Ey cemalin sırr - ı “Sübhanellezi esra”yımış
“Abduhu Leylen” tapındır Mescid - i Aksayımış.
Mi’rac’da Peygamberimizin Allah’a yakınlığı bir yay aralığı kadar (Kâbe Kavseyn) veya daha az ( Ev edna) idi. Kâbe kavseyn: (Böylece peygambere olan mesafesini gösteriyordu) .Necm Sûresinin 92. Âyeti, Mi’rac Gecesinde Cenab - ı Allah ile Peygamberimizin arada vasıta olmaksızın görüşmelerini anlatır. Bu olayı, Mustafa Tahralı şöyle şiirleştirmiştir :
Âlemin seyrini İsrâ ile erdirdi sona
“Kâbe Kavseyni” nâsibetti o Mevlâ kuluna
Mi’rac’ı anlatan uzun şiirlere “ mi’raciye” denir.
Yahya Bey , şiirinin bir beytinde:
Mi’rac’ı ile güldü yüzü çerh - i berînin
Vuslat haberinden nitekim âşık - ı şeydâ.
Ş a k k u l k a m e r (Ş a k k u’l – K a m e r) : Ay’ın ortadan ikiye ayrılması mucizesi. Kureyşli müşrikler mehtaplı bir gecede Peygamberimizden Mu’cize istediler. O da Allah’a yalvardı ve parmağiyle işaret etti Ay ikiye bölündü. Fuzuli olyla ilgili şöyle seslenir:
Safârâ - yı mesâf - ı Bedr’dir izhar - ı mu’cizde
9
Şikâf - ı perniyân - ı bedr içün kılmış nişan hancer.
Birinci mısradaki Bedr kelimesi, Peygamberimizin bir savaşının vuku buldğu yerdir. İkinci mısradaki bedr ise Ayın on dördünki gecedeki halidir. Burada bedr atlas kumaşa benzetilerek şak - kı kamer mu’cizesine telmih yapılmıştır.
P a r m a k l a r ı n d a n S u A k m a s ı : Hz. Peygamber, ashabiyle beraber Hudeybiye mevkiine geldi. Orada su olmadığını kendine haber verdiler. Bunun üzerine peygamber, yanında mevcut bulunan sudan abdest aldı. Parmaklarından çeşmeler gibi su akmağa başladı. O sudan hepsi içtiler. Bu mu’cizeyle ilgili olarak Fuzuli, su kasidesinde:
Hayret ile parmağın dişler, kim etse istimâ ‘
Parmağından verdiği şiddet günü ensâra su.
Sabit (17.yy.Dîvan Edebiyatı şâirlerinde) ise bu mu’cizeyi şöle anlatır:
Bir avuç su idip O Şeh Dermüşt (avcunda)
Oldu bir marta âb her engüşt (parmak)
Akdı her çeşme içtiler aşere,
Afiyetler O Seyyidü’l – Beşer’e.
Peygamberimizin su ile ilgili birçok mu’cizeleri vardır.Hepsini burada anlatma imkanına sahip değiliz.
Ş e m s i y e O l a n B u l u t: Hz. Peygamberin başı üstünde daima bir büyük bulut dolaşır,O’nu güneşten muhafaza ederdi.Yine divan edebiyatı şairlerimizden S a b i t :
Nola bir pare ebri başı üzre sayeban etse
Güneşten sakınır kendi habibin Hazret - i Mevla
H u r m a F i d e s i n i n M e y v e V e r m e s i : Hz. Peygamber Medine’ye bir hurma ağacı dikmişti, mu’cize olarak derhal meyve verdi. İzzet Molla :
Zülal - i saf engüştiyle kıldı âlemi sîrâb,
Yemiş verse nola bir an içinde diktiği hurma.
Birinci mısrada parmağından su akıttığı mu’cizesine de telmih vardır.
G ü n e ş i G e r i D ö n d ü r m e s i : Bir gün Hz.Peygamber, başını Hz. Ali’nin kucağına koyup uyumuştu. Ali, güneş battığı halde ikindi namazını kılamamıştı.Hz. Peygamber : - İkindi namazını kıldın mı ya Ali ? Dedi. Ali , kılmadığını söyleyince, Hz. Peygamber dua etti , güneş battığı yerden geri döndü. S a b i t :
Yetişip asr - ı Murtaza’ya meded
Şems - i ba’d - el - gurub eyledi red.
Oldu işrât gün gibi rûşen
Doğdu hurşid semt - i Mağrib’den
10
Sevdik seni, Ey Habipallah! Sevindir bizi, uzaktayız yakınına vardır bizi.
Ey sevgili !
Senin hatırına cihanlar vücut bulmuştur. Yüce Rabbim seni kırmaz bunu biliyoruz. Bulunduğun uhrevî âlemden, ülkemizin ve Müslüman dünyasının, hatta insanlığın huzuru için şefaatini esirgeme. Sen Rahmet Peygamberisin.
Yazarın Diğer Yazıları
- IĞDIR'DA AŞURA - 05 Temmuz 2025
- EDEBİYATIMIZDA EHLİBEYT SEVGİSİ - 27 Haziran 2025
- BABALAR GÜNÜ - 15 Haziran 2025
- HZ. MUHAMMED'in VEDA HACCI ve GADİR-İ HUM HZ. MUHAMMED'in VEDA HACCI ve GADİR-İ HUM - 09 Haziran 2025
- Kurban Bayramı - 04 Haziran 2025
- Sn. Rektörümüz Kademiniz Uğurlu yolun açık Olsun - 02 Haziran 2025
- İNANÇ VE SÖYLENCELERDEKİ AĞRI DAĞI - 26 Mayıs 2025
- TÜRK DİLİ BAYRAMI - 10 Mayıs 2025
- HIDIR NEBİ / HIZIR NEBİ BAYRAMI - 05 Mayıs 2025
- İSRAİL (MUSEVİ HALKI), TEVRAT'A DA UYMUYOR - 01 Mayıs 2025
- 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI - 23 Nisan 2025
- Kutlu Doğum Haftası Münasebetiyle - 18 Nisan 2025
- NEVRUZ YAZILARI - 4 - 23 Mart 2025
- NEVRUZ YAZILARI - 3 - 22 Mart 2025
- NEVRUZ YAZILARI - 2 (İNANÇLARDAKİ NEVRUZ) - 21 Mart 2025
- NEVRUZ BAYRAMI - 20 Mart 2025
- ÇANAKKALE ZAFERİ VE MEHMET AKİF ERSOY (3) - 19 Mart 2025
- ÇANAKKALE ZAFERİ VE MEHMET AKİF ERSOY (2) - 18 Mart 2025
- ÇANAKKALE ZAFERİ VE MEHMET AKİF ERSOY (1) - 17 Mart 2025
- İSTİKLAL MARŞIMIZ 104 YAŞINDA (3) - 12 Mart 2025












