IĞDIR’DA NEVRUZ BAYRAMI GELENEKLERİ
Iğdır halkının çok büyük bir sevinç ve sabırsızlıkla beklediği bayramlardan birisi de Nevruz’dur. Halk buna “Noyruz” da demektedir. Iğdır’da Nevruz , tabiatın uyanması ve ilkbaharın muştucusudur. Nevruzda halk her şeyin yenilendiğine, yeniden doğduğuna inanır. Gerçi her yerde Nevruz ,tabiatın uyanışı baharın müjdecisidir. Fakat bazı yörelerde daha kar yerden kalkmadan Nevruz bayramı geldiği için baharı tabiatta fiilen görmezler. Mesela Kars böyle bir yöredir. Ama böyle yörelerde bile Nevruzun geldiğini haber veren tabiat harikaları vardır. Kış mevsiminin sonlarına doğru cemrelerin düşmeye başlamasıyla birlikte , karlar henüz tamamen kalkmadan, orman, dağ ve derelerde bir çiçek, kışa kafa tutarcasına ,karların altından çıkıp baharın ilk müjdesini verir.Bu, kar çiçeğidir. Buna Kars yaylalarının hepsinde rastlamak mümkündür.Hatta son zamanlarda kökü , tebabette ilaç olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Baharın gelişini bayram kabul eden Türk boyları bu çiçeğe Nevruz veya Noyroz gülü adını vermişler. Ünlü şair Şehriyar :
Bayram yeli çardakları yıkanda,
Nevruz gülü kar çiçeği çıkanda,
Ağ bulutlar köynehlerin sıkanda,
Bizden de bir yad eyleyen sağolsun
Sözleriyle malum çiçeği (gülü) kastetmiştir. Bu çiçek bu yörelerde şu adlarla da anılmaktadır:
1-Kardelen, 2- Çiğdem, 3-Gar çiçeği, 4- Noyroz gülü
Hepsi aynı çiçek olup, hem baharın müjdecisi, hem de hürriyetin sembolüdür.
21 Mart aslında gece ile gündüzün eşit olduğu ve bütün Türk’lerin zaman hesaplamalarında önemli bir başlangıç sayılmıştır. Bu başlangıçla Iğdır’da genellikle şu etkinlikler yapılmaktadır:
1- Evler boyanır,sıvanır elden geçirilir.
2- Bahçeler temizlenir, eski ot ve samanlar yakılır.
3- Büyük ve küçüklerin bayramlıkları çıkarılır, giyilir ve giydirilir, onlar sevindirilir.
4- Evlerde yeşillik (çemen-semen) yetiştirilir.
5- Yeddi levin alınır. ( Yedi çeşit çerez ve meyve).
6- Kulak asmak en başta gelir (komşu kapılarını habersizce dinlemek).
7- Küflen getmek (salıncakta salınmak).
8- Baca baca yapmak(Nevruz ateşinin üzerinden atlamak).
9- Yumurta boyamak.
10- Bacadan şal atmak.
11- Bayram yemekleri ve tatlıları hazırlamak (Semeni ve helse aşı önemlilerindendir).
12- Yarışlar: At yarışı, manda döğüşü, horoz döğüşü, koç döğüşü.
13- Güreşler, çocuk oyunları(aşık, kayışa girme, gizden parç-saklanbaç)
14- Küsleri barıştırmak, bazen kendisine has törenlerle olur.
15- Akraba ziyaretleri yapmak. Gecikse bile dutlar yeninceye kadar devam eder.
16- İlin tefili (yıl tahvil töreni ). Çok eskiden yapılırdı, pek güncel olmayan bir adet.
17- Su başı adetleri ( suya yüzük atmak, suda iğne yüzdürmek, akarsudan su getirmek)
18- Köse oyunu (orta oyunları) – Dodu gezdirme(sayacıların saya etkinliği).
19- Ahir(son) çarşamba /çerşembe/son çerşembe ,ilin(yılın) ahir tek günü adetleri
20- Kabir üstü veya mezarlık ziyaretleri
21- Güzel koku ve tütsülerle süslemek veya süslenmek. Üzerlik (tütsü otu) yakmak(nazardan korunmak için).
Anlaşılmıştır ki Nevruz yalnız belirli bir kesimin bayramı değildir. 250 milyon Türk kavminin hangi tarihi dönem ve hangi coğrafyada olursa olsun kutladığı ve asla vazgeçmediği önemli bir bayramdır.
Halk takviminde birinci ve ikinci çille diye anılan günler bize, Nevruzun neredeyse şubat ayı ortalarından itibaren başladığını gösterir.
Şubatın sonuna doğru havalar iyi gidiyorsa köylerde gerek dükkanlarda ve gerekse köşe başlarında yumurta tokuşturmalarına tanık oluyoruz. Bu bile Nevruzun habercisidir.
Benim, Iğdır’da hatırladığım en eski Nevruz Bayramı 1955’li yıllara denk gelmektedir.(İlkokul yıllarıma rastlar) O tarihte de Nevruz Bayramı resmi olmamakla beraber köy halkınca çok şevkle kutlanıyordu. Aileler arsı kutlamalara hiç ara verilmedi. Nevruz bayramlaşmaları dutların yenilmesine kadar devameder.
İlkokulda baş öğretmenimizin bayramını kutlamaya gitmiştik . Evinde tahta bir sandalyede oturuyordu. Tam karşısı ise odaya giriş kapısı idi .Evin pencerelerinde yeşil çemenler ekili idi. Hiç unutmadığım manzara, tavana kadar üst üste yığılmış “fantezi şekerleme kutuları” vardı. Odaya her giren öğrenci bir kutu şekerle geliyor ve baş öğretmenin elini öpüyordu. O da bizi severek çeşitli ikramlarda bulunuyordu. İkramların en makbulü kırmızı renkle boyanmış yumurtalardı.
Yukarıda sıraladığımız Nevruz etkinliklerinin bazılarını şöyle açabiliriz:
Kabir üstü/ Mezarlık Ziyaretleri
Kars ve Iğdır’da mahalli takvimde Salı gününe
Ahir Çerşembe/ Çarşamba (Son Çarşamba)
21 Marttan önceki salıyı çarşambaya bağlayan geceye ahir Çarşamba, yılın ahir tek günü denilir. Bu gece evlerin bahçelerinde köy ve mahalle meydanlarında öbek öbek ateşler yakılır.Bunlar Nevruz ateşidir. Bahçelerin temizliği için toplanan çöp ve kuru otlar, çırpılar yığılarak ateşe verilir. Biraz da evde kalmış genç kızların bahtlarının açıldığına inanılır. Bununla ilgili maniler yakılır.Niyetler tutulur, türkü ve maniler söylenir. Diğer önemli bir gelenek ise Yeddi Levindir.
Yeddi Levin/(Yedi Çeşit)
Nevruz bayramının en önemli etkinliklerinde birisi de yeddi levindir. Aslında yedi çeşit meyveyi bir araya getirip karıştırmaktır. Kısacası bir kuru yemiş ve meyve harmanlamasıdır. Her evde Nevruz bayramında yeddi levin vardır. Kuru üzüm, kuru incir, fındık, fıstık, ceviz, lokum ama boyanmış yumurta mutlaka bu çeşitlerinin içinde bulunur. Bu çeşitlerin elma ve portakal da katılarak konulduğu tepsiye
Evin büyüğü akşam eve getirdiği yeddi levini ortaya koyar.Bu meyveler hakça pay edilir.Yaşı büyük olanlar, küçükler, oğlanlar, kızlar hatta aileden uzak olanlar.(askerlik,tahsil) hatta doğmamış ve doğumu yakın olan bebeklerinin payları ayrılır.Onlar, bir ziyaret vesilesiyle
Kulak asmak \Gapı Pusmah\ Niyet Tutmak
Yedi levin gecesi aynı zamanda kapılarının dinlendiği gecedir.Buna halk arasında “gapı/kapı pusma”, “kulak asmak” veya “niyet tutmak” denir.Dinlenilecek eve gidilmeden önce giden erkek veya kızlar içlerinde bir niyet tutarlar.Dinledikleri evden olumlu konuşmalar duyarlarsa tutulan niyetlerin yerine geleceğine inanılır.Bu olay önceden bilindiği için dinleyiciler çeşitli sürprizlere karşılaşabilirler.Genç kız ve erkekler niyet tutarak soğuk suda yıkanıp Allah’tan niyetlerinin olması için yardım dilerler.Bazen de bu gece akarsu kenarlarına giderek bu sudan alıp eve getirirler. Bu su aydınlığa işarettir.Ünlü şair Şehriyar bununla ilgili:
Kızlar diyer atıl matıl çerşembe
Ayna tekin bahtım atıl çerşembe
Bahtlarının açılması için söylenen bu tekerlemelere benzer bir çok maniler vardır.
Yine bir “çerşembe” adeti gündeme gelmiştir.İster suda yıkanılsın, ister eve getirilsin, ister içilsin bunların tümüne Su başı adetleri denilmektedir.
a) Suya İğne Salmak: Aynı yaşta olan genç kız ve erkekler , hemcinsleriyle bir araya gelerek su doldurulmuş bir leğenin içerisinde iğne yüzdürürler. İğne deliklerine de pamuk sokulur, böylece su yüzünde kalması sağlanır. İğnelerden biri bahse konu kızı,diğeri oğlanı temsil eder. Bu iğneler su yüzeyinde kavuşurlarsa buna “goşalaşma” da denir. Bu gençler birbiriyle evlenecektir anlamındadır.
b)Suya yüzük Salmak: Su dolu olan kap içine kime ait oldukları belli olan yüzükler atılır.Bu yüzükler sudan çıkarılırken bir taraftan da maniler okunur.Her maninin kendisine mahsus bir sırrı ve manası vardır.Sudan çıkarılan yüzük sahibini temsil eder. O anda okunan mani de o kişiye ait sırları ele vereceğinden çok güzel bir eğlence tertip edilmiş olur.
c) Akar Suya Çıkmak : Özellikle evlenecek yaşta olan gençler yılın tahvil olduğu anda akarsu başında su içtiklerinde, yıkandıklarında veya o sudan alıp eve getirdiklerinde bütün niyet ve dualarının yerine geleceğine inanılır. Akarsu başı adetleri bu sıraladıklarımızdan daha fazladır.Burada en gözde olanlarından bahsedildi.
B a c a d a n Ş a l S a l l a m a k
Eskiden köy evlerinde evin damının ( ev damı da denir ) ortasında pencere gibi bir açıklık bulunur.Buna “baca” da denir. Bunun asıl görevi evi havalandırmaktır. Evdeki tandır dumanın dışarıya çıkmasına yardımcı olmak içindi. Fakat bu bacanın gelenekte ayrı bir görevi şal sarkıtılan yer olmasıdır. Çarşamba gecesinden sonra bazı kimseler gizlice evin damına çıkar, kendi renkli şallarını Nevruziye / < bayramlık istiyorum anlamında > olmak üzere bu bacadan aşağı sarkıtırlar. İşte buna bacadan şal sallamak denir. Ev sahibi bu bilinmeyen şahsın kim olduğunu kendi zekasıyla anlar ve ona uygun bir şeyi bayramlık / “ bayramçalık” olmak üzere şalının ucuna bağlar. O zamanların bayramçalıkları daha ziyade güllü yün çoraplar, ipek mendiller,renkli yumurtalar, tatlılar ve şekerlemeler vs. Bayram gününün en muhteşem törenlerinden biri şal sallamaktır. Bu konuyu ünlü şair Şehriyar Haydar Babaya Selam adlı şiirinde şöyle dile getirmiştir:
Şal istedim men de evde ağladım
Bir şal alıp tez belime bağladım
Gulam gile gaçtım şalı salladım
Ay ne gözel gaydaydı şal sallamak
Bey şalına bayramlığın bağlamak
Zaten sözlü-adaklı kızlar bugünleri düşünerek önceden nişanlılarına el işi hediyeler hazırlarlardı Bu konuyu da Şehriyar şöyle dile getiriyor:
Bayram idi gece kuşu okurdu
Adahlı gız bey çorabın tohurdu
Herkes şalın bir bacadan sohurdu
Fatma hala mene çorap bağladı
Han nenemi yada salıp ağladı.
Bayramlarda evlerin boyanması temizliği çok eskiden boya yerine kırmızı topraktan çamur yaparak evleri sıvarlardı. Kız ve gelinlerin o günlerde süslemeleri ellerine kollarına ve başlarına kına koymaları şair tarafından çok güzel ifade edilmiştir:
Bayram olup gızıl palçık ezerler
Nakkaş vurup otahları bezerler
Tahçalara düzmeleri düzerler
Gız –gelinin fındığçası henası
Heveslener anası gaynanası
Fındıkça elin içine parmakları her boğumu arasındaki kabarık yerlere ve avucun ortasına iri noktalar halinde konulan kınadır.












