Aylar sonra tekrar Almanya’dayım: Yaya geçidinden yolun karşı tarafına yürürken elektrikli kaykayla (scooter) gelen delikanlı beni geç fark etmiş olmalı ki, önceden duramadığı için özür dileyerek yanımdan savuştu. Koyduğu kurala uymamayı kedine huy edinmiş memleketimde uzun zaman kalmış olmaktan dolayı olsa gerek, Afrika kökenli genç adamın bu medenî tavrı dikkatimi celbetmişti. Belki Alman birisi aynı hareketi yapsaydı bu kadar ilgimi çekmeyecekti. Ölümü göze alarak “Siyah Afrika”nın düzensiz ülkelerinden “Beyaz Avrupa”nın düzenli ülkelerine gelen yüzbinlerce insandan biri olan bu genç adam, uluslararası trafik kurallarına göre öncelikli geçiş hakkına sahip yayayı genç fark ettiğinden dolayı özür dilemeyi burada öğrendi. “Demek ki oluyormuş,” dedim kendi kendime… Yazılı kurallar kâğıt üzerinden günlük hayata geçirilince sistem çalışmaya başlıyor.
Peki bizde niye olmuyor? Bizde de aynı kurallar geçerli olmasına rağmen, hak hukuk tanımamazlık ve nobranlık niçin bu kadar yaygınlaştı? Çağdaşlaşma yoluna birlikte çıktığımız hatta bizden sonra bu yola koyulan ülkelerin niçin gerisinde kaldık? Sorular soruları kovalarken cevaplar yetersiz kalıyor. Ve biz bir ömrü bu sorunlara cevap aramak ve sebeplerini sorgulamakla geçirenlerdeniz. Bu yolda yorulmadık lakin ömür bitti bitecek noktaya gelse de bizim hakikat arayışımız gelecek nesillere bir miras olarak devretmelidir.
“Bir acaip derde düştüm herkes gider kârına.” (Nesimî)
Düşüncesinden dolayı dışlanma, işinden ve özgürlüğünden olma pahasına haksızlığın, cehaletin ve düzenbazlığın karşısında sesini yükseltmek, erdemli bir duruştur ki, ahlâkî vasıflarını yitirmiş bir ortamda bu tavır “acayip” karşılanır. Herkes günü kurtarma derdindeyken, topyekûn bir milleti kurtarma derdi olan size “divane” gözüyle bakılır. Daha on sekizine basmadan dahil olduğumuz bu “kervan”da nice kervancılar ve kervancı başları gördük:
Kendisini aşamayan “kervancı başı”, kervanını dağdan aşıramadı. Gözü hedefi kestiremeyen kervancı da heybesini bırakıp gitti. Kendi gölgesinden korkan bazıları başkalarının gölgesine sığındı, bazıları da kendi çadırında beylik ilan etti. Biz ise yapayalnız kaldık yolun ortasında: Önden gidenimiz yok, arkadan gelenimiz yok.
Hangi hakikat?
Kiergaard benim ve senin gibilerin adına da haykırmış: “Beni bu işe kim bulaştırdı ve şimdi de beni yalnız başıma bıraktı?” Beni bu işe “bulaştıran”dan şikâyetçi değilim fakat hedefe götüren “tek yol” diyerek bize rehberlik edenlerin bu kaçıncı yoldan çıkışı ve kaçıncı yolsuzluğu? Danimarkalı Filozof Sören Kierkegaard, “Hakikat denilen bu büyük girişimin nasıl hissedarı oldum? (Auswahl Aus Dem Gesamtwerk, 258-259) demesinden, “hakikat”i sorguladığını anlıyoruz. Ama hangi hakikat? Kime ve neye göre? Bize dayatılan “hakikat”i sorgulamaya yeltendiğimizde kapı dışarı edildik.
Her dinin hatta mezhebin, her kişinin, siyasî görüşün ve her milletin hakikati farklı veya hakikatten anladığı farklıdır. Z. Bauman’ın da dediği gibi ne yazık ki, “Tarih, bir ve tek hakikat adına işlenen cinayetlerle doludur. (Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları)” Kendi hakikatimizde bile şeffaf değiliz. Duruma göre, işimize geldiği şekilde veya bir yerlere yaranmak, şirin görünmek adına, kendimiz gibi hakikatimiz de renkten renge, kılıktan kılığa giriyor. “Şeffaflık ile hakikat özdeş değildir” diyor Chul-Han, “Hakikat, diğer her şeyi yanlış ilan ederek kendini ortaya koyar ve kabul ettirir. (Şeffaflık Toplumu, s. 23)” Şimdiye kadar önümüze paketlenmiş, formatlanmış bir şekilde konan ve kabul ettirilen “hakikatleri” sorgulamadığımız da bizim hakikatimiz.
Şeffaf olmayan hakikatlerimiz yüzünden kendi hakikatimizi arayan bir toplumuz. Kendisi hakiki/samimi olmayanın hakikatine güven olmaz.
Ambalajlanmış paketler açıldıkça, niyetler ortaya çıktıkça ve zaman ilerledikçe acı gerçeğimizle yüzleştik: Şeffaf olmayan bir zihniyette samimiyet aranmaz. Sahiciliğe ve samimiyete itibar edilmediği, herkesin bulunduğu ortama göre maskelendiği bir toplumda hakikat arayışı bitmez.
Öyle bir zamana geldik ki, önden gidenlerimiz olmasa da, biz arkadan gelenler için kendi hakikatimizle yüzleşmeye kararlıyız.











