CAN IĞDIRIM …
Öyle bir şarkısın ki; güldürürken hüzünlendiren.
İzleri ömür boyu yüreklerden silinmeyen, yüreklerin sesi.
En derin hasretin, en masum sevgilerin, aşkların tercümanı.
Doğal güzelliklerin, dostluğun, kardeşliğin, muhabbetin tanığı.
Ağrı dağının dilden dile, yürekten yüreğe yayılan efsanesi.
Bazan bizi göz yaşlarına boğan, bazan mutluluk Işıklarıyla yüzlerimizi aydınlatan Arasın coşkusu.
Sonsuz mutlulukları olduğu kadar en derin acıları da barındıran.
Yerine göre çoşkun dalgalar, yerine gören bir volkan misali.
Ananın laylayı, toyların bezeyi.
Tozuna toprağına, çamuruna aldırmadan yüreklerince koşup oynayan çocukların, kuş seslerine karışan şen kahkahaları…
Dilden dile, yürekten yüreğe…
dünden bu güne, nakış nakış işlenip; şiirlerin mısralarında, romanların sayfalarında, tarın, kemanın, akordiyonun tellerinde hayat bulduğu…
yerine göre uzakları yakın, yerine göre yanındakileri uzak eden ve adı HASRET olan, yüreğin ta kendisisin Can IĞDIR’IM
Sana soğuk ve karlı bir gurbet sabahında, kilometrelerce uzaktan sesleniyorum.
İçimdeki özlem o kadar büyük ki; satırlara dökmekte zorlanıyorum.
Yıllar oldu, senden, sevdiklerimden, bana hayat veren kucağından ayrılıp, dilini bilmediğim, örflerinden adetlerinden uzak her haliyle bana yabancı olan bir diyara, gelişim.
Yollar yabancı, diller yabancı, yüzler yabancı.
Kendim ise kendime yabancı.
Geride bıraktıklarım; gerçekleşen, yarım kalan, yarım bırakılam hayallerim…
Ailem, arkadaşlarım, arkadaşlıklarım, umutlarım ve pırlanta değerindeki öğrencilerim.
Yüreğimi sende bırakmış, bedenimle düşmüştüm yollara.
Biraz küskün, biraz kırgın ve çoook üzgün.
Sitem ettim …
kadere mi? Hayır.
Kaderin arkasına saklanıp mücadeleden vaz geçmek varmıydı, benim lügatımda; tabiiki yoktu.
Sitemim sebepleriydi, sitemim, haksızlığaydı, sitemim haksızlıklar karşısındaki suskunluğaydı.
Can Iğdırım seninle olan ideallerim çok büyüktü, hiç birini gerçekleştiremeden senden ayrılmak zorunda kaldım, daha doğrusu bırakıldım.
Ama geldiğim bu ülkedeki çocukların gençlerin de bana benim gibi eğitim gönüllülerine ihtiyaçları vardı.
Bana da bu fidanlara kucak açmak yakışırdı.
Yıl 1980 Ağustos ayında Almanya’da orta dereceli bir okulda görevime başladım.
Önceleri dil bilmemenin zorluklarını yaşasam da katıldığım kurslarda kendimi idare edecek seviyeye geldim.
Öğrencilerimin çoğu, benim gibi sonradan ( aile birleşiminden ) gelmişti. Hepsi pırlanta gibi çocuklardı. Bütün yüreğimle kucak açtım.
Yerine göre bir anne , yerine göre bir öğretmen, yerine göre bir arkadaş olarak.
Kısa sürede kaynaştık da yaptığım her çalışmada, senden izler vardı.
Gerek kültürel faaliyetlerde, gerekse eğitim çalışmalarımda.
Burada ailelerin de hakkını yememem lazım, her konuda yanımdaydılar…
Ama ne yalan söyleyeyim, yüreğim benliğim hep, doğup büyüdüğüm toprağımdaydı, ama bunu asla işime yansıtmadım.
Bütün hayallerimde bir gün sana dönme umudum vardı.
25 yaşına kadar senin bağrında dolu dolu yaşadığım, kültürümüzü; geleneklerimizi , göreneklerimizi, örf ve adetlerimizi elimden geldiği gücümün yettiği ve imkanlarım ölçüsünde hem ailemde yaşatmaya hem yaşadığım çevreye tanıtmaya çalıştım.
Folklor ekibimizi kurduk, kafkas danslarımız ayakta alkışlandı, okul şenliklerinde semaverlerimizi yakıp, çaylarımız ikram ederken, yemeklerimizi tanıtma, tattırma imkanı bulduk.
Ben Iğdır’da değildim ama Iğdır buradaydı ve benim tüm yaşantıma hakimdi.
Seni, senin güzelliklerini unutmamak ve unutturmamak adına elimden geldiği gücümün yettiğince mücadelemi sürdürüyordum.
Aynı zamanda benim gibi gurbete savrulmanın hüznünü anılara sarılmanın tesellisiyle dindirmeye çalışırken eçço meçço sayfası ile yollarımız kesişti.
Kültür, mizah ve spor…
Iğdır sevdalılarının buluşma noktasıydı.
Eçço meçço çocukluk oyunlarımızın başlama tekerlemelerindendi.
Benim de anılara yolculuklarımın başlangıcı oldu.
Yazdıkça kendimi mazinin derinliklerinde buldum.
Bu bana da çok iyi geliyordu.
Geçmişin güzelliklerini unutmamak unutturmamak adına yazılarımla katkıda bulunmaya çalışırken, bunun aynı zamanda o günlerimizi, gerek emekleriyle, gerek, ellerindeki kısıtlı imkanlarıyla yokları var ederek harikalar yaratan ve bunun için asla şikayet etmeyen analarımıza, babalarımıza, kısacası o günlerimizi güzelleştiren canlarımıza olan bir vefa borcumuzdur diye düşündüm.
Ve böylece BİR CÜT SÖZÜM VAR diyerek anılara yolculuklarım başladı.
Can Iğdır’ım
Seni doya doya yaşamak, senin güzelliklerini ufak da olsa bir mum yakarak geçmişin derinliklerinden çıkarıp, geleceğe bir nebze de olsa ışık tutma yolculuklarımız başladı.
Bu yolculuklarda kimi zaman güldük, kimi zaman hüzünlendik.
Suskun yüreklerin sesi, dile getirilemeyen duyguların dili omaya çalışıp; geçmişte yaşanan olumsuzluklardan ders, güzelliklerden geleceğe umut ışığı yakmaya çalışmak oldu amacım.
( Saygıyı, sevgiyi , kardeşliği, birlik ve beraberliğimizi ön planda tutarak, kimseyi kırmadan incitmeden)
Kimi zaman mutlulukları paylaştık, hayali ömre bedel.
kimi zaman acıları, sıkıntıları üzüntüleri paslaştık, bizi derinden sarsan.
Anılara yolculuklar yaptık…
Bazan hüzünlenerek, bazan kahkahalar atarak.
Bizi biz yapan değerlerimizin sonsuz güzelliklerinde kaybolup gittik.
Onca yaşanmış yıllar canlandı gözlerimizde, o günleri tekrar yaşıyormuş gibi .
Kaybettiklerimizin acısını yeniden yaşadık, gözlerimizde iki damla yaş, yüreğimizde buruk bir özlemle.
Zaman tünelinde yaptığımız yolculuklarda evlere konuk olduk,
misafir olup ağırlandık.
Örflerimizi, adetlerimizi; geleneklerimizi, göreneklerimizi ve kültürümüzün güzelliklerini tekrar paylaştık, tekrar yaşadık birlikte.
Evlerimizde ağırlanan misafirlere eşlik ettik, onlarla tattık eski lezzetlerimizi.
Analarımızın soğuk kış günlerinde verdikleri mücadeleler sızlattı yüreğimizi.
Komşularımızı ziyaret ettik;
olağanüstü dostluğu, paylaşımı, yardımlaşmayı, sevgiyi, saygıyı yaşadık yeniden.
Bayramlar yaptık; bayramın güzelliklerini paylaştık, çocukluğumuza giderek.
Bayram harçlıklarımızla faytonlarda dolaştık.
Evlere gidip “ baca baca” payımızı istedik.
Yumurta tokuşturduk…
Simzer halanın taş köftesi,
Nazlı halanın bahçemizi panayır alanına döndüren ( nehresi) yayığı.
Selvi halanın “üzdü gözdü “pilavı…..
Daha neler neler gördük, neleri paylaştık bu zaman yolculuklarında.
Zaman zaman yüzümüzde tebessüm, zaman zaman yüreğimizde buruk bir sızı, gözlerimizde iki damla yaşla.
Zaman tünelinden çıktığımızda ise; ne güzel dostluklar, arkadaşlıklar kurduğumuzu gördük, mesafeleri anlamsız kılan.
Eski ama asla eskimeyen arkadaşlarla tekrar görüşmenin mutluluğuna, yeni arkadaş ve dostlukların eklenmesi, mutluluğumuza mutluluk kattı.
Birbirlerimizin uzaktaki yakınları olduk. Sevgiyi paylaştık, muhabbeti paylaştık, dostluğu paylaştık.
Sarsılmaz dostluk köprüleri kurduk.
O güzel yıllar bir filim şeridi gibi geçti gözlerimizden ve derin bir özlem yüreğimizde.
…
Can Iğdır’ım senin güzelliklerini unutturmamak adına, anılara yaptığımız yolculuklara yenileri eklenerek devam edecek… son nefesimize kadar.
Dileyim;
Yeşersin umutlar, kök salsın, dallanıp açsın umut çiçeklerimiz, versin meyvelerini yüreğimizce.
Yok etsin umutsuzlukları, yok etsin, hüznü, yok etsin kederleri…
Ne kara gün kalsın, ne karamsarlık.
Galip gelen dostluk olsun, umut olsun, sevgi olsun, barış olsun, kardeşlik olsun.
Sağlıkla görüşmek dileklerimle, yürek dolusu sevgiler gönderiyor











