Karşısındaki sakin sakin konuştukça onun kafası karışıyordu. Son cümlesini tamamlar tamamlamaz atağa geçti Çığırtkan Adam:
-Solcudan daha çok haktan ve emekten yanasın ama solcu değilsin! Ben seni sağcı olarak bilirdim fakat sen benim ezberimi bozdun. Diğer taraftan vatan, millet, bayrak diyenlerle de kavgalı gibisin?... Dinsiz desem, o da değilsin, çünkü inançlı bir insan olduğunu biliyorum. Dindar desem, bu nasıl bir dindarlıktır ki, hocayla kavgalısın, dindarla anlaşamıyorsun. Aslını neslini inkâr etmiyorsun ama her etnik ve dinî farklılıklarla da gayet iyi geçiniyorsun. Anlaşılan mezhebi kadar meşrebi de geniş bir insansın. Reformist mi, yoksa gelenekçi misin? Kâh kılıç çekiyor, kâh zeytin dalı uzatıyorsun. Yavuz mu kesildin başımıza yoksa Yunus musun?
Kapağı kaldırılmış havuz suyu gibi coştukça coşan adamın hızı kesilmeğe başladığında, yavaştan “Bittin mi?” diye sordu Sakin Adam. Çığırtkan Adam son anda aklına gelen kendince müthiş bir cümle ilave etti:
-Mezhepsiz dindarlık, partisiz vatanseverlik olmaz. Senin ne mezhebin ne de partin belli.
İstersen son söylediğinden başlayalım, dedi tebessümle:
-İslâm dünyası ne çektiyse şimdiye kadar, mezhebi dinin önüne koyan mezhepçi dindarların yüzünden çekti. Mezhep dindarlığı bölücüdür. Partili vatanseverliğe gelince… Mezhep gibi parti de taraftır, yani bölendir. Hangi mezhebe göre dindarlık ve hangi partiye göre vatanseverlik? Onun için, mezhepler üstü bir dindarlık ve partiler üstü bir vatanseverlik anlayışına sahibiz. Bizim siyasî görüşümüz elbette vardır fakat bir siyasî partimiz olmaz.
-Bizim bir adımız da “ezberbozan”dır. Ali Şeriati’nin de dediği gibi biz, “Kimseye eyvallah etmeyen, kimseye biat etmeyen ve kimsenin bir yerlere oturtamadığı bir garip kuşağız.” Ne demek “sağcı” ya da “solcu”? Bu “deli gömleği”ni artık çıkarıp atma zamanı gelip geçmedi mi? Biz vatan toprağını savunduğumuz gibi bu bayrak altındaki hakkı, emeği ve emekçiyi de savunuruz. Emek ve emekçi sömürüsü yapanlar kadar vatan ve bayrak sömürüsü yapanlarla da kavgalıyız.
-Bizim dindarlığımızı ya da dinsizliğimizi ölçecek aletin mi var? Güçlünün değil, haklının ve adaletin yanında olup olmadığımıza bakman lazım. Bu ülkede, “Hakkın ve adaletin safında olmadıktan sonra ister namazda ol ister içki sofrasında, ne fark eder? (Ali Şeriati)” Kavgamız, sureta haktan görünüp de, zalime kulluk edenlerledir.
Biz,“bizden” dediğimiz haksızlık yaptığında ve “bizden değil” dediğimize haksızlık yapıldığında, susmayı bir çıkar yol olarak görenlerden olmayız!
-Evet biz, aslımızı neslimizi inkâr etmediğimiz gibi ne başkaları üzerinde üstünlük taslar ne de başkalarının üzerimizde üstünlük taslamasına müsaade ederiz. Biz kendimizi biliriz. Çünkü ötekini kucaklamanın şartı, kendini bilmek ve kendisinden olanı sahiplenmektir. Etnik veya dinî aidiyetinden dolayı ötekileştirilmiş liyakat sahibi birini, seni gibilere tercih edişim, bu ülke insanına duyduğum saygıdandır.
-Zaman aşımına uğramış veya zamanın ruhuna uymayan gelenekler rafa kaldırılıp müzelik olurken, kültürel benliğimizi, milli hafızamızı canlı tutan geleneklerimizin yaşatılması söz konusu olduğunda gelenekçiyiz. Bozulanın düzeltilmesi, yenilenmesi söz konusu olduğunda, bütün nebiler gibi akıl yürüten bizler de reformcuyuz. Kendini yenilemekten aciz gelenekçilerle Nebi tasavvurunda da ayrışıyoruz çünkü: “Hz. Muhammed namaz kıldırma memuru değildi. Tebliğe de namazla başlamadı, aksine önce zulme isyan etti. Statükoya dur dedi. Egemenlere baş kaldırdı. Yerleşik düzene isyan etti. Ezilenlerin hakkını savundu. (İsrafil Balcı)”
-Bizim “kılıcımız” kalemimizdir. Sözümüz Yunus’çadır: “Söz ola kese savaşı/Söz ola kestire başı.” Yunus’un sözü bu topraklarda Yavuz’un kılıcına galebe çaldı. Kılıç; bölen, ayrıştıran, söz; birleştiren, kucaklayandır. Bizim bu ülkenin insanına ve bütün insanlığa diyecek sözümüz var daha. Bizi ancak bizim gibi olanlar anlar. Çünkü biz, “kimsenin bir yerlere oturtamadığı bir garip kuşağız.”











