Bunca badireden sonra bugünün Türkiye’sine yakışmayan bir genel seçime girerken, ülkemin irtifa kaybeden siyasetçilerini gördükçe üzüldüm. Diğer taraftan, 2023 yılı seçimlerinden hiç olmadığı kadar, toplum psikolojisi ve davranış biçimleri adına çok şey öğrendim. Bu istikametteki değerlendirmeyi seçimlerden sonra yapacağım. Çünkü öylesine bir kutuplaşma var ki, ne kadar dikkatli ifadeler kullansam da, herkesten önce yakın arkadaş çevremin hışmından kurtulmam mümkün değil. Aslında kimin kazanacağından bağımsız olarak 2023 seçimleri dolayısıyla ezber bozan yeni oluşumlar zuhur etti. Bunun toplum hayatındaki karşılığını daha sonra konuşacağız.
Geçmişte, yani bizim “aleme nizam” vermeye kalkıştığımız yıllarda kutuplaşmalar; fikirler, ideolojiler etrafında olurdu. Kişiler üzerinden değil, fikirler, dünya görüşleri üzerinden savunmalar ya da saldırılar yapılırdı. Bu mücadele derneklerde, meydanlarda veya toplantı salonlarında verilirken, insanlar yüz yüze, göz göze gelir, tartışılırdı. Şimdi o mekânların yerini mecralar aldı. Mekân gerçek, mecra sanaldır. Dijital çağda “bizden olanlar” kadar olmayanlarla da artık sanal dünyada buluşuyor veya kavgamızı oralarda sürdürüyoruz. Dünkü kadar iddialı ve vizyoner (ileri görüşlü) ifadeler, kitleleri harekete geçiren sloganlar yok artık.
Ne paylaştığını söyle, senin kim olduğunu söyleyelim
Kendisi dünden kalan insanın arkadaşı da dünden kalandır. Bizim de dünden kalan arkadaşlarla bir sanal dünya (WhatsApp) grubumuz var. Benim kuşağın elbisesi okul yıllarında terzide dikilirdi. Cepteki paraya göre kumaş seçilir, terzi ölçüyü alır ve o ölçüler göre terzi keser, biçer ve dikerdi. Şimdi artık giyim mağazasından istediğimiz kıyafeti hazır olarak alıyoruz. Eskiden nasihatler, fikirler; bilge kişilerden, ariflerden, görmüş-geçirmişlerden alınır, onlara kulak kabartılırdı. Bu vesileyle düzgün konuşmasını, dil kurallarına göre yazmasını da öğrenmiş oluyorduk. Şimdi ise hazır giyim gibi, Cuma mesajından, bayram tebriğine, kimin “vatansever” olduğundan, kimin “vatan haini” olduğuna varıncaya dek her şey hazır olarak sanal dünyada servis ediliyor.
Dün, kendi dünya görüşlerini, fikirlerini başkalarıyla paylaşan, hatta empoze edenlerin, bugün hiçbir zahmete katlanmadan başkalarının ürettiğini tüketmeleri veya başkaları üzerinden kendini ifade etme gayretleri, onlar adına acınacak bir durum. Ben de doğrusu herkesten önce dünkü fikirdaşlarımın bu akıntıya kürek sallamalarını kabullenemediğimden, gelişmeleri şimdilik kenardan seyrediyorum:
Eskiden mekânlarda buluşarak diyecek sözünü karşısındakinin sıcaklığını ya da soğukluğunu hissederek söyleyenlerin; bu beşerî eylemlerini sosyal mecralara kaydırmasıyla, dün omuz omuza yürüyenler, karşı karşıya gelmeğe başladı. Kim hangi kaynaktan hazır bilgi, doküman ya da habere ulaşıyor veya önünde hazır buluyorsa, onu dahil olduğu grupta paylaşınca bazen kızılca kıyametler kopuyor: Aslında fikir ve eylem birliğini bir hayat düsturu hâline getirmiş olanların, kendi dışındakilere karşı hemfikir olmaları gerekirken, birbirlerine karşı çok sert tartışmalara girmeleri, işin doğasına aykırı olduğundan, üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.
Yukarıda da izah etmeğe çalıştığımız gibi, mekândan mecraya geçişten kaynaklanan yapay/sanal ortam kadar, paylaşılanların menşei ve hangi siyasî, dinî ya da gruba dahil olduğu da, aynı dünya görüşüne sahip bir kesimin kendi içinde kutuplaşmasına vesile olan başlıca amillerdir.
Hani derler ya; bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim, diye... Sosyal mecralarda paylaşılan yazı, görüntü ya da haberler de, paylaşanı şöyle ele veriyor: Her ne kadar, paylaşılan şey kişiye ait olmasa ve onun arkasına saklansa da, dervişin fikri neyse zikri de odur misali, paylaşılan şey paylaşanın düşüncesine referanstır.
Diyeceğim o ki; aleme nizam ya da dünyaya düzen vermeğe yeltenenler bile artık dijital alemin son çığlığına kendilerini kaptırmış, sağcı’lı solcu’lu Tiktokçu olmuşlar.
Dünün en iddialı Ülkücü, Devrimci ve İslamcı nesilleri dahi, mekânları terk edip mecralara iltica edince, yeni nesiller dijital/sanal fenomenlerin kucağına itildi. Bu esaretin bedeli ne yazık ki, giderek kendinden uzaklaşan, kendisi gibi olmaktan çıkan nesiller olacak.











