Eskiden beri tanıdığım değerli bir insanın iş yerine uğradım. Sahtekâr ve de ahlâksız satıcılar yüzünden defalarca baldan ağzı yanmış bir tüketici olarak, hakiki bal üzerine konuşuyorduk. “Bazı bal üreticileri yemin billah ederek sattıkları balı methetmeye başlayınca, senin balın bana lazım değil, diyerek alışveriş oracıkta bitiriyorum,” dedi. Tecrübeli esnaf, karşısındaki bal satıcısının sahteciliğini dilinden yakalamıştı
Ahlâksızlık dile vurmuştu veya ilk ahlâkî çürüme dilde başlamıştı. Üretimdeki veya imalattaki sahtekârlığı örtbas etmek için dil devreye girmişti. Konuşmaya başlayınca karşımızdaki insanı daha iyi anlamaya başlarız. Zaten, “kişi dilinin altında saklıdır” sözü buna delalet eder. M. Heidegger, “Dil varlığın evidir” diyor. İster yalan üzerine ister hakikat üzerine kurulu olan varlığımız dil ile kaimdir. Değerler bazında çöküş dile vurunca, gerçekler yalanla sıvanır. Cemil Meriç, kamus namustur, diyor. Yani ortak hafızayı bünyesinde barındıran dil, bir milletin namusudur ki, sahip çıkılmalıdır. Namusla ahlâk bizim kültürümüzde eş anlamlı kullanılmasına rağmen hem içerden hem dışarıdan namus anlamındaki kamusumuza pek sahip çıkamadık.
Eyleme dönüşmeyen, ete kemiğe bürünmeyen dil dindarlığı kadar dil Atatürkçülüğü ve dil milliyetçiliğinden gına getirdik. Dil ahlâkı, kısır ideolojik ve dinî saplantılara feda edilmemelidir. Evet, “Dilin ahlâkını bozmuş olanlara oyun kurallarını belirlemesine müsaade etmemeliyiz (S. Neiman)” ve dilde ahlâkî bir duruş sergileyerek örnek olmalıyız.
Ahlâkî üstünlük
“Ahlâkî üstünlük” güç, mevki-makam ya da para sahibi olmaktan öte bir erdemlilik hâlidir. Ahlâk; doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt edebilme iradesini gösterebilmektir.
“Eşitlik uğruna kolunu ve gözünü kaybeden beyaz ANC üyesi, Güney Afrika Anayasa Mahkemesi Eski Yargıcı Albi Sachs: Fedakârlıklarla bugünlere geldik. Fakat ANC iktidar olunca yolsuzluk zincirleri kurulmaya başladı. Yüksek konumdaki insanlar hırslarının peşinden gidenlere çanak tuttu. ANC kimileri tarafından kendini zenginleştirme aracı olarak görülüyor. (…) Oy oranımız düştü, ahlaki üstünlüğü kaybettik. (Yıldız Ramazanoğlu, Karar Gazetesi, 03.07.19)”
Kendine göre bazı ritüelleri (ibadetleri) yerine getiren “dindar” görünümlü ve dinî sözcük ve kavramları dilinden düşürmeyenler için “ahlâk” sorunu yoktur. Bu anlayışa göre ahlak sorunu olan ya da ahlaksız olanlar, seküler, ateist, deist, modernist ötekilerdir. Onlara ahlâk; göbekten aşağı meselelerdir ki, ona da yerine göre dinî bir kılıf (fetva) uydurabiliyorlar.
“Dindar ahlâkı”nı ticarette, siyasette, ilimde, insan hakları konusunda ve içinde bulunduğumuz çevre sorunlarıyla ilgili alanlarda pek göremezsiniz. Yıllardır televizyon kanallarında arzı endam eden bir ilahiyat profesörünün, “Yüksek ahlâk on kısımdır” dediği maddeler arasında bizim aradığımız özelliklere yer verilmemişti. Diğer taraftan ister menfi ister müspet yönde olsun, Susan Neiman’ın da dediği gibi, “Büyük ve güçlü olan din dili asırlardan beri bizim davranışlarımızı etkilediği…” bir başka hakikatidir insanlığın.
Üstün ahlâk mı, üstekilerin ahlâkı mı?
Olivier Roy haklı olarak, “Son oyuz yılda iyiliği ve kötülüğü kavrayışımız kayda değer biçimde değişmiştir (Dünyanın Düzleşmesi),” diyor. Kime veya hangi değer ölçüsüne göre “iyi” ya da “kötü”? Saddam mı, Bush mu? Hamaney mi, Trump mı? Netenyahu’nun temsil ettiği zihniyet mi, Hamas’ın savunduğu değerler mi daha ahlâkî?
“Günümüzdeki siyasi çatışmalar ekonomiden ya da tam anlamıyla toplumsal hedeflerden ziyade değerler ve kimliğe ilişkin bu sorunlar üzerinden yaşanıyor,” diyen Olivier Roy (Dünyanın Düzleşmesi) bu tespitinde ne kadar haklı…
Beyaz ırk mı, diğerleri mi? Hıristiyan-Yahudi Batı mı, Müslüman Doğu mu? Kimin ahlâkı? Kime ve neye göre ahlâklı ya da ahlâksız olmak… Dini ve milletinden bağımsız olarak, T. Eagleton, “Tanrı (din), ideolojinin önemli bir parçasıdır,” diyor. Yanı başımızda olup bitenlere baktığımızda, din/mezhep eksenli savaşlara şahit oluyoruz.
Z. Baumann, “Tarih ilerledikçe, adaletsizlik, rollerin tersine çevrildiği adaletsizlikle telafi edilme eğilimi göstermektedir,” diyor. Dünün mazlumları bugün güç sahibi olunca kendilerine reva görülen adaletsizliği başkalarına “adalet” diye sunmaktan geri durmuyorlar. Bundan dolayı olsa gerek, Bauman’ın,“Üstün ahlak her zaman üstekilerin ahlakıdır, (Postmodern Etik)” sözü ne yazık ki, bugün dünden daha çok geçerlilik kazanmıştır.











