Mahmut Aşkar

Mahmut Aşkar

Kendi Gökkubbemiz
askarmahmut1951@gmail.com

Gel de Takılma...

08 Haziran 2023 - 14:46

Yürürken kaldırımlara takılıyorum. Takılmamak elde değil... Ayağım takılmasa kafam takılıyor bizim Türk usulü ya da icadı kaldırımlara. Her binanın kendine özgü “mimarî şaheser” kaldırımları... Bazen merdiven tırmanır gibi, bazen de damdan düşer gibi oluyorum kaldırımlarda yürürken. Sabahtan akşama kahve kahve dolaşmaktan, çay ya da “okey” sohbetlerinin birinden kalkıp diğerine oturmaktan bitap düşen insanımızın, direksiyondaki sabırsızlığına ve insanı hiçe sayan saygısızlığına takılıyorum. 
Cadde var adı yok, trafik var kural yok. Böylesi şehirciliğe gel de takılma…
Caddenin tabelası olmayınca adres, ya fırıncının yanı ya da berberin karşısıdır. Kavşağın trafik işareti olmayınca, öncelik ya eli sopalının ya da beli silahlınındır.
Daha kapıdan içeriye girerken tegâhtaki elemanından, ortalıkta dolaşanına ve de kasadaki sahibine değin her köşeden “buyrun, buyrun” güzellemesiyle karşılanmaktan şaşkına dönen ben, hesabı ödeyip çıkmak üzereyken, “Bir çayımızı içseydiniz...” türünden Şark kurnazlığına takılıyorum.
Yukarıdan aşağıya bozulma
Lise yılları hocalarımdan birisiyle memleket meselelerini konuşurken bir hatırasını anlatıyor: Erzurum’da öğrenciyken Osman Bölükbaşı’nın seçim konuşmasını dinlemeye gittim. Güçlü bir hitabete sahip Bölükbaşı’yı insanlar saatlerce dinlemekten usanmazlardı. Konuşması esnasında, “Biliyor musunuz?” dedi, “Şu İsmet İnönü asker kaçağıdır!”
 Meydanı dolduran kalabalık yuh çekmeye başladı.
Bir ömrü asker olarak geçirmiş İnönü’nün asker kaçağı olması, işin tabiatına aykırıdır ama gel gör ki, biat ettiğiniz, yani düşünme yetinizi bilakaydüşart emrine amade ettiğiniz kişinin yanlışında bile hikmet aranır ve sorgulanmaz. Neredeyse altmış yıl sonra bunun bir benzerine, daha yenice geride bıraktığımız (2023) seçimlerinde şahit olduk. Bizim Şark tipi lider anlayışımızda; onun yanlışı bizim doğrumuzdan daha doğrudur, kuralı geçerlidir.
Analitik düşünmeye hayat hakkı tanımayan, eleştiriyi düşmanlaştıran bir zihniyetin hâkim olduğu toplumda, “kerameti kendinden menkul” kişiler en makul olanlardır.  Onlar, “hakkı ve sabrı tavsiye eden” fakat buna uymama hakkını da kendilerinde gören ve kendi haramına “helâl” kılıfı giydirmekte pek mahir “öncüler” olduklarından, tebaasının daha çok hayranlığını kazanır: “Vay be helâl olsun adama, malı iyi götürdü...”
Kendi hırsızını sahiplenmekten hayâ etmeyen bir toplumda çürüme yukarıdan aşağıya doğru yayılır.
Çiçekler mi, çöplük mü?
Saygı duyulacak insan vardır; cahilliğinin farkındadır, haddini bilir. Bizim önümüzü kesen, ufkumuzu daraltan insan; yukarıdan gelen talimatlarla şartlandırılmış, biatçı kültürün şekillendirdiği insandır. Erdemli bir toplumun mayasını oluşturan değerlerin anlam kaybına uğramasından sonraki süreçte, “nasslar” olması gerekene gör değil, mevcut duruma ya da siyasî konjonktüre göre belirlenir. Herkesin herşeyi bildiği (!) bir toplumda bilgeliğin üzeri cehaletle kaplanır.
Çok anlamlı bir söz: “Çiçeklerin çöpten daha güzel olduğuna sinekleri ikna edemezsiniz.”
Ve “Teşbihte hata olmaz” diyerek devam edelim: Arı çiçekten beslenir, sinek ise bataklıktan veya çöplükten. İnsan vardır, dişiyle tırnağıyla hedefine ulaşır ve kendi ayakları üzerinde durur. İnsan vardır, birilerini ezerek ya da birilerine yaslanarak bir yerlere gelir. Evet ezcümle; “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.”
Kazanmak uğruna her yolu mübah sayan bir anlayışın hâkim kılındığı toplumu, helâl dairesine yani hakkaniyet ölçülerine ikna edebilmek için faziletin baş’a gelmesi lazım.


 

Bu yazı 523 defa okunmuştur.