Mahmut Aşkar

Mahmut Aşkar

Kendi Gökkubbemiz
askarmahmut1951@gmail.com

Kimlik Krizi veya Biz Kimiz?

01 Aralık 2023 - 18:03

Bir toplum kendine olan güveni kaybettiğinde, bunun doğal sonucu olarak bir başkasına hayranlık duyar, ondan medet umar. Peki bir toplum ya da fert kendine olan güveni niçin kaybeder?
Bizden veya benden bir şey olmaz, dendiğinden ya da özgüven telkin edilmediğinden dolayı şahıs gibi toplum da kendine olan güvenini kaybeder. Güvenmediğimiz insanı sevmeyiz. Bundan dolayı kedimizi de sevmiyoruz. A. H. Tanpınar, kendimizi niçin sevmediğimizi birkaç cümleyle anlatmış:

Kendimizi sevmiyoruz. Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede’yi Wagner olmadığı için, Yunus’u Verlaine, Baki’yi Goethe ve Gide yapamadığımız için beğenmiyoruz. Uçsuz bucaksız Asya’nın o kadar zenginliği içinde, dünyanın en iyi giyinmiş milleti olduğumuz hâlde çırçıplak yaşıyoruz. Coğrafya, kültür, her şey bizden bir yeni terkip bekliyor; biz misyonlarımızın farkında değiliz. Başka milletlerin tecrübesini yaşamağa çalışıyoruz. (A. Hamdi Tanpınar, Huzur, s. 267-268)”


İmrendiğimiz milletler, kendisinden olan değerleri sahiplenmekle kalmayıp, onları zamanın ruhuna söyleterek, başkalarının da kendilerine hayran bırakırlar. Bizim gibileri de, yazarın da dediği gibi, bunca tarihî miras ve kültürel zenginliğe rağmen “çırçıplak”ız. Dede ve Wagner’den söz açılmışken, müzikle ilgili bir anımı anlatayım: İsmiyle ve zaman zaman bayraklarla donattığı görüntüsüyle dikkat çeken bir kafeteryaya çay içmek için uğradım. Hafiften İspanyolca çalan fon müziği İngilizce olarak devam etti. Mevcut ortama uygun Türkçe şarkılar da duymak ümidiyle bir müddet daha sabrettim. Ümidim boşa çıkınca görevliye, çalınan bu yabancı şarkıların içinde Türkçe müziğe yer verilmemesinden dolayı şikâyetimi dile getirdim. Kem küm edip çekip gitti. Alışveriş yaptığım mağazada bana gösterdiği atletin bedenini sorduğum satıcı kız, “ larç” dedi. Ben, larç değil , L beden diye düzelttiğime bir anlam veremedi. Sıradan Anadolu şehirlerinin en işlek caddelerindeki işyeri adlarına ve gözümüzün içine sokulurcasına reklâmı yapılan markalara baktığınızda, insanın ben neredeyim, diyesi gelir.
Özellikle 2000’li yıllardan itibaren toplumdaki başkalaşım, “Toplum Raydan Çıkarken” adlı ilk kitabıma ilham kaynağı olmuştu. Ve bir toplumun raydan çıkması, zararsız gibi görünen ufak-tefek şeylerle başlar. Raydan çıkan treni tekrar düzelterek yol almak yerine, başka trene binmek tercih edilince, başka bir makas üzerinden ilerleyen trenin varacağı hedefi sizin belirleme şansınız yoktur.
İnandığı veya düşündüğüyle örtüşen bir hayat tarzına sahip olana, “şahsiyetli insan” denir. Toplumlar için de aynı ölçüler geçerlidir: Koyduğu kurallara, yasalar ve ahlâkî değerlere uyan toplumlar şahsiyetli toplumdur ve şahsiyetli toplumlarda kimlik krizi yaşanmaz. Buradan hareketle kendimizi yoklayalım: Biz gerçekten anlatıldığı veya öğretildiği gibi miyiz? Mert, dürüst, çalışkan, hakkaniyeti gözeten, vatanını, milletini seven, töresine, geleneğine bağlı bir toplum muyuz?  Bununla ilgili bir kamuoyu araştırması yapılsa, ihtimaldir ki, hemen herkes “bir zamanlar...” diye başlar ve mevcut toplum yapısındaki arızaları sıralar.
Hangi siyasî/ideolojik açıdan bakarsanız bakın; Türk toplumunun geldiği nokta itibariyle çok ciddi bir kimlik krizinin yaşadığını görürsünüz. Çünkü öteden beri bize anlatılan, telkin edilen, söylenen, kitaplarda yazılı olan biz ile bugünkü biz aynı değiliz! Toplumu oluşturan fertlerde başgösteren gitgeller, kendi değerleriyle çelişkiler, bir kriz göstergesidir. “Ne idik, ne olduk?” sorusunu belki de en fazla kendisine soran toplum biziz.
“Feodalizm yerini kapitalizme bıraktı. Kapitalizmin açılımı için, toplumsal değerlerin değişmesi şarttı. (Konrad Seitz, Wettlauf  ins 21. Jahrhundert, s.14) diyen Seitz’in bu tespitinin doğruluk derecesini en çok da kendi toplumumuza baktığımızda görüyoruz. Evet, bize tüketim toplumu olmayı özendirenler ve toplumsal değerlerin değişmesi için fazla gayret sarf etmeden hedefi yakaladılar.
Biz ise her şeye rağmen kendimizle yüzleşerek ve kendimizi güncelleyerek zamanın ruhunu yakalayabiliriz.


 

Bu yazı 552 defa okunmuştur.