Son yıllarda benim kuşağımdan çok sayıda yakından ve gıyaben tanıdığım yol/dava arkadaşım sonsuzluk âlemine göçtü. Bu ölüm süreci ilerleyen yaşa paralel olarak hızlanarak devam ediyor. En son olarak yarım asırlık bir geçmişimiz olan arkadaşımın ölüm haberini alınca şu notu düştüm: Bir zamanlar hayalini kurduğumuz ve uğruna baş koyduğumuz Türkiye’yi göremeden birer ikişer göçüp gidiyoruz bu dünyadan.
Yaşı yetmiş civarında olanlar ne demek islediğimizi daha iyi anlar… O Türkiye tek cümleyle; kendi değerleri üzerine yükselen, çağdaş medeniyet seviyesini yakalamış Türkiye olacaktı. Olmadı maalesef!
Geçmişteki hatalarımızdan ders çıkararak, kedisiyle barışık; farklı düşünceye hayat hakkı tanıyan, daha demokrat ve daha yenilikçi olacak, içimizden düşman yaratmayacaktık kendimize. Yirmili yaşların heyecanı ve enerjisiyle vatan kurtarmaya çıktığım bu yolda, sloganlar yerini düşünme ve araştırmayı, biatçılık ve itaatçılık yerine aklı/rasyonaliteyi önceleyecektik. İçinde bulunduğumuz Türkiye gerçeği, benim kuşağımın hayal ettiği, rüyasını gördüğü ve gençliğini feda ettiği Türkiye olmaktan hâlâ çok uzaklarda maalesef…
Sorguluyorum
İdeolojik sağı ve soluyla bir zamanlar yeri göğü inleten gençlikten geriye kalanların bu suskunluğunu sorguluyorum. Kendisi hakkı tavsiye ederken haksızlık karşısında susanları, dili haram derken eli harama uzananları sorguluyorum. Ali’nin haklılığını Muaviye’nin yağlı pilavına tercih eden dindar ahlâkını sorguluyorum.
Halkına tepeden bakan güya modernist zihniyeti ve “Bugünkü köylü milliyetçiliği ve Üçüncü Dünya İslamcılığını (T. Çelenk)” sorguluyorum.
Memleketin dört bir yanına yayılmış “üniversiteler”deki taşralılığı ve “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” diyen Peygamber’i kendine rehber edinenlerin mevcut hâl ve gidişatını sorguluyorum.
Düşüncelerime sınır koyan, eleştiriden korkan, konuşturmayan susturan baskıcı anlayışı sorguluyorum.
Ben bu zihniyeti sorgularım…
Tüketilen dünümü, hedefe götürmeyen yolumu, düşünmez başımı, itaatkâr ayağımı, ahlâksız imanımı sorguluyorum. Velhasıl dava anlayışımı, biat ettiğim baş’ımı ve nihayetinde kendimi de sorguluyorum.
Madem zaferden de sorumlu olmayacaktık, o hâlde neden sefere çıktık? Bin yıldan beri külfetini ben çektiğim, belasını ben göğüslediğim bu toprakların nimetini kim kime peşkeş çekiyor?
Bundan sonra vatan için ölmek değil, yaşamak ve dimdik ayakta durmak gerekir. Bize vatan için ölmeyi telkin edenlerin samimiyet derecesini sorgulama zamanıdır: Biz ölmekten yorulduk, biraz da siz ölün!
Memleket sevdası adına hapisler, işkenceler ve ölümlerle “taçlanmış” bir ömür feda etmeyi göze almışken, heba edilen yıllarımızın, sömürülen duygularımızın hesabını soruyorum.












Eleştiri ve yüzleşmenin olduğu toplumlar gelecek inşa eder. Elinize sağlık.
Sorgulamak bir erdemlik, bir anlama ve anlam***dırma meselesidir abi. Doğru, bir ömür verildi ideal Türkiye için. Ama o gençlik yıllarımızda arzu ettiğimiz daha doğrusu hayal Türkiye’yi göremedik. Yukarıda bahsettiğim gruplar kendilerini yüzeysel düşünmekten, günü savmaktan ileri gidemiyorlar. Meseleleri derinlemesine anlamayı, bir meseleye odak***mayı yani daha derin düşünmeyi istemiyorlar. Böyle olunca iman da ibadetlerle ölçülür olur. Ahlak olmasada olur anlayışı hakim oluyor. Maalesef realite bu. Ama ümitsiz olamayız. Yeni bir iman yeni bir anlayış çıkar ve güzel ahlakın tamam***masını anlar inşallah. Bizim kuşak yaralı. İdeolojik handikaplerle sarılı etrafı. Genel anlamda sorgulamaktan da uzağız. Selamlarımla