“Türk’üm, doğruyum çalışkanım”la başlayan Öğrenci Andı 1933’ten (Cumhuriyet’in 10. Yılı) 2013 yılına kadar Türkiye’nin bütün ilkokullarında okutuldu. İlk “Çözüm Süreci”yle bağlantılı olarak kaldırıldığı 2013 yılına kadar 80 yıl aradan geçti. Bu da ortalama dört kuşağa tekabül eder. Yine aynı yıl, yüksek karakterli olarak tanımladığı milletimiz için, “Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir,” diyordu Atatürk. Bu rast gele bir ifadeden ziyade, savaştan yenik çıkmış bir millete özgüven tazelemesi veya telkiniydi. O günün şartlarında yazılan “Öğrenci Andı”nın da içeriğini tartışmak yerine doğru, çalışkan ve karakter sahibi bir millet olma yolunda gösterilen irade takdir edilmelidir.
Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki idealist ve ilkeli kadroların koyduğu kurallara ne kadar sadık kaldığımızı, gösterilen hedefe ne kadar yaklaştığımızı, Cumhuriyet rejiminin bir önceki ve bir sonraki nesilleri olarak, sorgulamak için yüksek bir sorumluluk bilincine sahip olmak gerekir. Bizimle yola çıkan milletlerin kat ettiği mesafeyi görünce, artık kendi inancımızı, imanımızı ve vatanseverliğimizi hatta yurttaşlığımızı güncelleyebilme iradesi gösterebilmeliyiz. Meselâ, savaş döneminin vatanseverlik anlayışı, iklim değişikliği ve çevre kirliliği gibi faktörlere bağlı olarak yeniden tanımlanmalıdır.
Kendi yanlışımızda ısrar etmenin veya bizi hedefe götürmeyen yolu terk etmemenin bedelini ödediğimiz, mevcut hâlimizden belli olmuyor mu? Sorgulamak veya yeni bir yol arayışına girmek, fertler için olduğu kadar toplumlar için de birikim ve medenî cesaret isteyen bir eylemdir.
Yeni bir yol arayışı
“Çoğu insanın yol açmaya cesareti yoktur. Ya sağa döner ya sola; üçüncü bir yoldan yürümek istemez. Hep hazır yola sapmaya çalışır. Kendi taş yolunu döşeme gayretini bir türlü sarf etmez. Bu bir cüret, cesaret meselesidir. Ama şunu bilin ki azizim, hayatta ancak kendi fillerini Alp Dağı’ndan aşıran, aşırmayı düşleyen insanlar başarılı olur. (İlber Ortaylı, İnsan Geleceğini Nasıl Kurar? s.15)
Bir önce yazımızı şöyle bitirmiştik: “Bazen tabuları yıkarak kendimizi eleştirmemiz kadar vicdani isyanımız da bu topraklara aidiyetimizden ve sevgimizden dolayıdır. Siz buna Türk’ün Türk’le imtihanı da diyebilirsiniz.” Evet, bu millete olan gönül bağımız ve dünya görmüş bir aydın sorumluluğu, etnik köken itibariyle değil, Vatandaş Türk ile bizi imtihana zorluyor. Bu sınav başkalarıyla karşı karşıya gelmekten çok daha çetindir. Kendimizi sorgulamamız; bizi hazır yollardan birine sapmak yerine bize kendi yolumuzun taşlarını döşeme cesareti verecektir. İlber Hoca’nın “fil” dediği, ferdin ya da toplumun üstlendiği misyondur. Alp Dağı” ise, bizi hedefe götüren yoldaki engellerdir. Sırtladığımız sorumluluk yüküyle yola koyulduğumuzda, önümüzdeki Alp Dağı kadar yüksek engel, “kendi doğrularımız”dan başka bir şey değildir.
Kendi doğrularımızın doğruluğunu yaşadığımız hayatın gerçekleriyle ve başkalarının doğrularıyla kıyaslayarak açıklığa kavuşturmak da mümkün, kendi doğrularını yok sayarak yeni bir arayışa girmekle de. “Eleştirinin ilk ve kesin olarak uyulması zorunlu olan şartlarından birisi ve belki de en birincisi, ‘kendi doğruları’ da dahil olmak üzere, gücü ve kudreti muktezasınca, kendisine doğru olarak sunulan her şey ile hesaplaşmaktır. (D. Hocaoğlu)”
Bizim aydınımızın bu hesaplaşmada dilinin tutulması, elinin kolunun bağlanması, basiretsizliğinden ziyade korkudandır. “Kendi doğruları ile hesaplaşma cehdi içerisine giren, ya da Cemil Meriç'in o hârikulâde tavsifi ile, bütün hakikatlerin peçesini kaldırmaya, teşebbüs eden her dürüst entellektüelin ilk önce göze alması gereken şey, büyük bir sıkıntıyı, ezayı ve cefayı peşinen kabul etmektir.” (Durmuş Hocaoğlu, Türk Yurdu, Mart-Nisan-Mayıs 1999) Bunun bir başka adı; aydın olmanın bedelini ödemektir.
Ancak bedel ödemeyi göze alanlar kendi doğrularıyla yüzleşme cesaretini gösterebilirler. Türk’ün Türk’le imtihanının bir başka adı; Türk’ün kendi doğrularıyla hesaplaşmasıdır. Bu hesaplaşmadan alnımızın akıyla çıkabilirsek, bize zaman ve yol kaybettiren (doğru bildiğimiz) yanlışlarımızı ayıklamış ve hedefe biraz daha yaklaşmış olacağız.











