Değişmemeyi kendine ilke edinen,
Bulunduğu yeri tavizsiz savunan,
Ve kendi yoluna giden üç arkadaşın hikâyesi...
Birinci Arkadaş
Daha ilk gençlik yıllarında aynı yola baş koymuş, birbirlerine kardeş gibi olan üç arkadaş vardı. Gittikleri yol, durdukları yer hep aynıydı... Aralarında kardeşlikten de öte bir sevgi ve muhabbet bağı vardı.
Zamanla dünyanın gidişatı değiştiği gibi ülkemizin şartları da değişmeye başladı... Kimisi öğrenimine devam etmek, kimisi yeni bir meslek edinmek için o günlerden itibaren bu üç arkadaş birbirinden ayrı düştüler ve yıllarca herkes kendi dünyasında yaşadı.
Günün birinde iletişim çağının imkânları da kullanılarak yıllar sonra bu üç arkadaş birbirlerinden haberdar oldular ve buluştular. O dönemin arkadaşlık bağlarıyla birbirlerine sarıldılar, hasret giderdiler, eski günleri yâd ettiler.
İlerleyen günlerde görüşmeler farklı şekillerde devam ederken, geçen zaman içinde meydana gelen farklılaşmalar, her birinde diğer arkadaşına karşı bir düş kırıklığına sebep oldu ama kimse bir ötekine bu durumu hissettirmedi. Neticede dünün delikanlıları geçen zaman içinde çoluk-çocuk sahibi, hatta bazıları torun-torba sahibi bile olmuştu.
Dünya, ahiret, dava, memleket derken, her üç arkadaşın da dünyaya artık değişik zaviyelerden baktıkları ve birbirinden gizleyemeyecek kadar farklılaştıkları ortaya çıktı.
Gençlik yıllarındaki yerden milim öteye gitmeyen ve kendince hiç değişmeyen arkadaşlardan birincisi, diğer iki arkadaşının dünkü durdukları yerde artık durmadıklarını fark etti. Bu yüzden diğerlerine biraz soğuk duruşu her hâlinden kendini ele veriyordu. Ona göre dünkü durduğu yeri terk etmemek bir gurur vesilesiydi.
Bazı insanî özellikler zamana, bazıları da şartlara bağlıdır. Meselâ, gençlik yıllarımızdaki bazı özelliklerimizi zamanla kaybederiz. İlerleyen yaştan bağımsız olarak, içinde bulunduğumuz şartlar bize yeni özellikler kazandırabilir. Dünkü şartlardan dolayı toplumdaki konumumuz veya bize atfedilen bir sıfatımız zamanla geçerliliğini kaybettiği hâlde, kendini hâlâ o günün statüsünde görmek, bilgi ve düşünce temelinde her türlü şahsî gelişmenin önünde engeldir.
Değişim; özünü kaybetmeden değişebilmektir. Bunun aksi, başkalaşım veya asimilasyomdur.
İkinci arkadaş
İlk durduğu yeri uzun yıllar terk etmeyen ikincisi de, ülkede değişen duruma daha fazla direnemeyip saf değiştirmiş olmasından dolayı diğer iki arkadaşının da kendisi gibi bir değişimi tercih etmediklerini anlamakta zorlanıyordu. Ona göre, gençlik heyecanından ve o yılların ortamından kaynaklanan bir bakış açısı geçerliliğini kaybettiğinden onun yerine kitleleri arkasından sürükleyen yeni bir hareketin safında yer almak gerekirdi.
Üçüncü arkadaş
Üçüncüsü ise, ne dünkü durduğu yerdeydi ne de bir başka tarafa geçmişti. O, dünü inkâr da etmedi, kutsallaştırmadı da... Yeni değişimin rüzgârına da kendini kaptırmadı. Sadece yılların birikimi ve düşe kalka edindiği tecrübelerin ışığında kendi açtığı yolda yürüdü. Gerek dünde kalmış, gerekse dünü yok sayıp bugüne tutunmuş arkadaşından farklı olarak kendine yeni bir yol açtığından, o her iki arkadaşının oklarına hedef oldu.
Netice olarak...
Diğerleri gibi onlar da, dünkü samimiyeti ve düzgün karakterli arkadaşlıklarını ideolojik/siyasî saplantılara feda ettiler maalesef...
Mayası samimiyet ve dürüstlükle yoğrulmuş, insan olan arkadaşlık, ideolojik arkadaşlığa tercih edilince araya soğukluk girdi.
Kendi ayakları üzerine duranların, gideceği yolu kendi iradesiyle tayin edenlerin ve yeni bir fikir ortaya atanların kaderi yep böyle olmuştur.
Yeni bir yol açamayanlar, kendine yol açanların önünde ya engel oldular, ya da dünkü yoldaşları, dava arkadaşları veya ülküdaşlarıyla yolları ayırdılar.











